Cumartesi , Haziran 25 2022
Anasayfa / Makaleler / “15 TEMMUZ DARBESİ, İRAN AJANI HAKAN FİDAN’IN VE ERDOĞAN’IN BİR SENARYOSUDUR!”

“15 TEMMUZ DARBESİ, İRAN AJANI HAKAN FİDAN’IN VE ERDOĞAN’IN BİR SENARYOSUDUR!”

(Article 121-27.12.2016)

Bugün İstanbul’da bir yere gittim. Kendisini “okumuş aydın” olarak nitelendiren ve CHP’ye oy verdiğini söyleyen 50 yaş üstü birisiyle konuşurken, konu 15 Temmuz’a geldi ve o “beyinsiz” aynen yukarıdaki cümleleri sarf etti. O kadar saçma sapan, anlamsız cümleler söyledi ki tartışma gereği bile duymadım, ancak ülkem adına hayıflandım. Erdoğan düşmanlığı, bu kesimde o kadar had safhaya ulaşmış ki, normal bir insanın bu tür bir saplantıya maruz kalması, ancak hastalıklı bir beyin ile mümkün olabilir diye düşündüm. Neyse yapacak bir şey yok. Neticede bunlarda insan evladı!

Toru topu iki yüz küsur yıllık geçmişe sahip olan ve tarihini, “Kızılderili Soykırımı” ile “Siyahi Kölelik” üzerine kuran ABD, kelimenin tam anlamıyla bir propaganda cambazıdır. Hakkında onlarca film yapılan Normandiya Çıkarması’nı hemen herkes bilir. Normandiya ile ilgili filmleri seyredenler zannederler ki, bu çıkarmada en azından bir milyon kişi ölmüştür. Halbuki İkinci Dünya Savaşı’nı sona erdiren bu çıkarmada ölen askerlerin toplam sayısı 10 bin 264 kişi olup, bunlardan sadece bin 465’i Amerikan vatandaşı idi.

Halbuki biz Çanakkale’de 254 bin, Sarıkamış’ta 90 bin, Kut’ül Ammare’de 25 bin şehit verdiğimiz ve her biri birer destan niteliğindeki savaşlarımızı bile filmleştiremedik. Osmanlı ordusunun, Halil Paşa komutasında Irak’ın Kut bölgesinde İngilizlere karşı 29 Nisan 1916 tarihinde kazandığı büyük zaferden, insanlarımız bu yıl haberdar oldu. İngiliz savaş tarihinin en büyük yenilgisi olarak tarihe geçen Kut’ül Ammare’de, 13 bin 300 İngiliz askeri ile 13 general 481 subay esir alınmış ve 40 bini aşkın İngiliz askeri öldürülmüştü.

Toplum olarak bizi biz yapan olayların farkında olmadığımız gibi, bardağın boş tarafına bakmayı bir meziyet olarak kabul etmekteyiz. Fethullahçı Terör Örgütü’nün 1970’li yılların ortalarından itibaren devlete sızmasının ve emniyet, ordu istihbarat ve adalet başta olmak üzere devlet kurumlarında etkin hale dönüşmesinin nedenlerini önümüzdeki yıllarda sıkça tartışacağız.

Devlet hafızasının tutulduğu yer hiç şüphesiz istihbarat kurumlarıdır. İşte bu nedenle FETÖ, örgütsel yapılanmada MİT başta olmak üzere Emniyet İstihbarat ve Jandarma İstihbarat’ı ele geçirme hususunda özel bir çaba sarf etmiştir.

Bu terör örgütünün, devlet kurumlarında kümelendiği yerlerin başında ise; birçok kişi açısından fazla önem arz etmeyen “personel daire başkanlıkları”, “yazı işleri”, “gelen-giden evrak”, “özel kalem müdürlükleri”, “genel sekreterlikler” gibi birimler gelmektedir.

Bu arada, yaptıkları sınavlarla devletin personel alımına aracılık eden ÖSYM ile akademik yapılanmayı gerçekleştiren YÖK’ü de unutmamak gerekir.

15 Temmuz öncesinde yurtiçinde ve yurtdışında en fazla saldırıya maruz kalan kurumların başında hiç şüphesiz MİT gelmektedir.

MİT’in Türkiye’deki bürokratik yapılanmasında ilk değişim sinyali Turgut Özal ile başlamıştır. Köklü denebilecek değişimler ise Emre Taner’in yerine atanan Hakan Fidan döneminde gerçekleşmiştir. Köklü değişimden kasıt, MİT’in eski dönemlere göre biraz daha sivilleşmesi ve teknolojik olarak geliştirilmesidir. Ancak Hakan Fidan döneminde atılan bu adımlar gerek içeride, gerekse dışarıda birçok çevreyi rahatsız etmeye yetmiştir.

Hakan Fidan’ın MİT bünyesinde gerçekleştirmeye çalıştığı bu değişim, İsrail’le ilişkilerin bozulmasına ve MOSSAD’a tanınan istihbari ayrıcalıkların azalmasına neden oldu. Bu değişiklik, MOSSAD’ın ve doğal olarak İsrail’in kabul edebileceği bir durum değildi. İsrail’in dolayısıyla da MOSSAD’ın tekrardan eski konumunu elde edebilmesi için, öncelikle Hakan Fidan’ın akabinde ise Erdoğan’ın yönetimden uzaklaştırılması gerekiyordu.

Son yıllarda bazı kesimlerce bilinçli olarak gündeme getirilen “eksen kayması” açıklamaları, Gezi Parkı olayları ve 17/25 Aralık Yargı Darbesi’nin asıl amacı, Türkiye’nin menfaatleri ya da gençlerin masum özgürlük istekleri değil, Erdoğan’ı iktidardan düşürmektir.

MİT’e yönelik ilk planlı saldırı, Hakan Fidan’ın Oslo görüşmelerinin internet ortamına sızdırılması suretiyle yapıldı. Hakan Fidan, Oslo görüşmelerine önce Başbakanlık Müsteşar yardımcısı, daha sonra ise MİT Müsteşar yardımcısı olarak katılmıştı. Bu görüşmelerin içeriği kamuoyunda deprem etkisi yaratsa da sarsıntısı çok uzun sürmedi. Erdoğan, “Fidan benim sır küpüm, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sır küpü, Türkiye’nin geleceğinin sır küpüdür. Oslo görüşmelerine de, İmralı’ya da ben gönderdim” diye açıklama yapıp Hakan Fidan’a sahip çıkınca, kamuoyunda oluşan olumsuz tepkiler sönüp gitti.

Hakan Fidan’a yönelik ikinci saldırı, KCK soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Sadrettin Sarıkaya kanalıyla 7 Şubat 2012’de yapıldı. Bugün FETÖ mensubu olduğu ortaya çıkan ve HSYK tarafından görevinden atılan bu Savcı bozuntusu, Hakan Fidan’ı KCK/PKK konusunda şüpheli sıfatıyla sorgulamak istemiş, ancak Erdoğan bunu engellemişti. Şayet Hakan Fidan ifade vermek üzere savcılığa gitseydi, tutuklanıp cezaevine atılacak, ardından “vatana ihanet” bahanesiyle Erdoğan’da derdest edilecekti.

Fidan’a yönelik üçüncü saldırı; Hakan Fidan aleyhindeki bazı makalelerin The Washington Times, The Wall Street Journal ve The Washington Post gazetelerinde yayınlanması şeklinde gerçekleşti. Aynı merkezden çıktığı her halinden belli olan bu makalelerden birisini; Davos toplantısında moderatörlük yapan David Ignatius yazmıştı. Ignatius makalesinde, “Ankara, MOSSAD için çalışan 10 İranlı ajanı Tahran’a ihbar etti” ifadesini kullanmıştı.

Son saldırıyı ise zaten bilmeyen yok. 15 Temmuz Darbe Kalkışması gecesi, yoğun çatışmaların yaşandığı kurumlardan bir tanesi de MİT olmuştu.

FETÖ mensubu askerlerin 15 Temmuz 2016 gecesi gerçekleştirdiği kalkışmada, aralarında güvenlik güçleri ve sivillerin de yer aldığı 249 kişi şehit oldu. Darbe kalkışmasının ardından örgütün elemanları teker teker kamudaki görevlerinden alınırken, görevden alınmalarda örgütün şifreli haberleşme ağı ByLock ve Eagle etkili oldu.

ByLock ve Eagle’ın MİT tarafından nasıl deşifre edildiğine ilişkin çok çarpıcı bilgiler var. Her şey, darbe kalkışmasından 5 ay önce, yani Şubat 2016 tarihinde ‘Yeğen’ kod adlı gizli tanığın ifadesiyle başlıyor. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı ve İzmir Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne ifade eden veren “Yeğen” isimli gizli tanık, “FETÖ ByLock isminde özel bir haberleşme sistemi kullanıyor” diyerek örgütün şifreli yazışma programını resmi kayıtlara geçiren ilk kişi oluyor.

Örgütün iç yüzünü ve sistemini de anlatan bu gizli tanık, bu bilgileri daha sonra Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile paylaşıyor. MİT, çalışmalar sonucunda örgütün şifreli yazışma programlarına giriyor ve mesajları ele geçiriyor. ByLock’un içeriğini çözen MİT, bu şekilde toplamda 18 milyon mesajı deşifre edip, örgüt üyelerinin isimlerini 81 ildeki savcılık ve emniyet birimleriyle paylaşıyor.

15 Temmuz Darbe Kalkışması, başta Türk halkının engin feraseti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliği sayesinde bastırıldı. Darbeden hemen sonraki gün ülke çapında FETÖ mensubu teröristlere yönelik operasyonlar başlatıldı. 100 bine yakın devlet memurunun görevine son verilirken, bunların 40-45 bini tutuklandı. Görünen o ki, bu operasyonların ardı arkası kesilmeyecek ve tutuklamalar devam edecek.  Eğer bu ülke darbe sonrasında FETÖ mensuplarına karşı bu kadar yoğun bir operasyon gerçekleştirebilmişse bunun en büyük nedeni “Yeğen” isimli gizli tanığın ifadeleridir. Ülkenin geleceğini kurtaran bu yiğit vatan evladına Devlet Üstün Hizmet Madalyası verilmesi gerekmektedir.

MİT şimdiki yapısına bundan 20 yıl önce kavuşabilmiş olsaydı, başta Cumhurbaşkanı Turgut Özal suikasti olmak üzere Nihat Erim, Gün Sazak, Kemal Türkler, Adnan Kahveci, Musa Anter, Cem Ersever, Vedat Aydın, Çetin Emeç, Muhsin Yazıcıoğlu, Aselsan mühendisleri, Ahmet Taner Kışlalı, Abdi İpekçi, Orgeneral Eşref Bitlis, Savcı Doğan Öz, Necip Hablemitoğlu, Albay Kazım Çillioğlu, Rahip Santoro, Hiram Abas, Üzeyir Garih, Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetleri ya yaşanmayacak ya da en azından failleri bulunacaktı.

Daha da önemlisi; FETÖ denilen bu hain yapı devletin içine sızamayacak, 28 Şubat Post Modern Darbesi’nden tutunda 2001 Ekonomik Krizi, Gezi Olayları, 17/25 Aralık Yargı Darbesi ve son yaşadığımız 15 Temmuz Darbesi yaşanmayacaktı.

Türkiye’de istihbarat alanında bu kadar güzel şeyler yaşanırken, Hakan Fidan’ı “İran ajanı”, Erdoğan’ı “darbenin planlayıcısı” olarak ilan etmekten çekinmeyen merkez ve paralel medyanın sahip ve kalemşörleri ile bıngıldak beyinli “Erdoğan düşmanları” bundan sonra bakalım daha neler icat edecekler?

Bakıp göreceğiz…

Dr. Mehmet Hakan Sağlam

Bunada Bakın

SİZLER; MUSTAFA KEMAL’İN DEĞİL ASKERLERİ, İTİNİN PİSLİĞİ BİLE OLAMAZSINIZ…

(Article 258 – 05.09.2019) Son dönemde Türkiye’de yaşanan bazı olaylar toplumun giderek kutuplaştığını ve bu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir