Anasayfa / Makaleler / ERDOĞAN İÇİN SONUN BAŞLANGICI MI?

ERDOĞAN İÇİN SONUN BAŞLANGICI MI?

Paylaş:

(Article 251 – 14.04.2019)

31 Mart 2019 Yerel Seçim sonuçları tüm taraflarca ciddi şekilde incelenmesi gereken unsurlar barındırıyor. Seçime katılan neredeyse hemen her parti “kendine göre” bir değerlendirme yapmak suretiyle “seçimin galibi benim” diye ortalıkta dolaşırken, “kazandım” diyenlerin karşısında yer alanlar ise rakiplerinin “yenildiğini” ileri sürüyor. Anlayacağınız “ortalık toz duman”.

İstanbul ve Ankara yenilgisinden sonra AK Parti tarafından ileri sürülen “CHP’lilerce bazı il ve ilçelere seçmen kaydırıldığı, bazı seçmenlerin seçmen listesinden bilgileri dışında silindiği, oy sonuçlarının sisteme yanlış girildiği” gibi iddiaları bir yana bırakıp, bundan sonra yaşanacakları iyi değerlendirmek gerekiyor.

Mevcut seçim sonuçlarına göre CHP İstanbul’da seçimleri kazandı kazanmasına ama beş yıl boyunca karşı cephenin “hırsızlık” ithamlarından kendini kurtaramayacak.

HDP, İstanbul, Ankara, Antalya, Adana ve İzmir gibi şehirlerde CHP’nin belediye başkanlıklarını kazanmasında hususunda çok önemli bir kaldıraç rolü üstlendi üstlenmesine ama Doğu ve Güneydoğu’da ciddi bir erozyon yaşayıp bölge genelindeki oylarının yarıdan daha fazla oranda erimesine sebep oldu ve Ağrı, Şırnak, Bingöl ve Bitlis’i AK Parti’ye kaptırdı.

MHP genel anlamda bu seçimde önemli başarılara imza attı ancak seçimin en büyük hezimetini hiç şüphesiz Ankara, İstanbul, Antalya, Bolu gibi büyükşehirleri kaybeden AK Parti yaşadı.

AK Parti teşkilatlarının bu seçimde sergilediği vurdumduymazlık ve lakaytlık ise CHP’nin birçok ilde ipi göğüslemesinin en büyük nedeni oldu.

24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Türkiye genelindeki seçmen sayısı 54,354,840 kişi olup Sayın Erdoğan bu oyların %52,6’sına karşılık gelen 26,325,188 oyla Cumhurbaşkanı seçilmişti. Erdoğan, İstanbul genelinde ise 10,559,686 seçmenin %50’sine karşılık gelen 4,578,454 kişinin desteğini almıştı.

31 Mart 2019 Yerel seçimlerinde ise Sayın Erdoğan’ın genel başkanlığını yaptığı AK Parti Türkiye genelindeki 57.093.410 seçmenin %51,64’üne karşılık gelen 23.978.506 kişinin oyunu alabildi. İstanbul’da ise 10.570.939 seçmenin %48,55’ine karşılık gelen 4,149,656 kişi AK Parti’ye oy verdi.

Şimdi bu duruma göre; 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimleri ile 31 Mart 2019 seçimlerinde İstanbul genelindeki toplam seçmen sayısının aşağı yukarı aynı olduğunu görülmektedir. Bu seçimde AK Parti açısından esas sıkıntı kendisine destek veren seçmen sayısında yaşanan yaklaşık 420,000 kişilik kayıptan kaynaklanmaktadır. 420 bin kişi şu veya bu nedenle AK Parti’ye oy vermemiş, hatta muhalif partilere oy verme cihetine dahi gitmiştir.

Seçim akşamından beri yaşananları büyük bir dikkatle izliyor, kimin ne söylediğini not ediyorum. AK Parti teşkilatlarında hemen her kademede görev yapanlar, ağız birliği etmişçesine AK Parti seçmeninin sandığa gitmediğini, partiyi cezalandırdığını ileri sürmekte.

Bu şekilde konuşan AHLAKSIZ ve ŞEREFSİZLERİN, şimdi söyleyeceklerimi dikkatlice dinlemelerini istiyorum.

  • Her şeyden önce AK Parti seçmeni, sizin önem vermemenizin tam aksine vatandaşlık görevini tam olarak ifa etti ve sandıklara koştu.
  • Sizler yan gelip yatarken ve sırça köşklerinizde mabadlarınızı sıcak tutmaya çalışırken, kimileri uçakla, kimileri otobüsle seçim bölgelerine gitti. Hatta çoğu kişi işini gücünü yarıda bırakıp Erdoğan’ı yalnız bırakmama uğruna seçimlerde oy kullanabilmek için binlerce kilometre yol kat etti.
  • Kimileriniz üç dönem kuralından dolayı milletvekili olamadığınız, kimileriniz belediye başkanı yapılmadığınız, kimileriniz meclis üyesi gösterilmediğiniz, kimileriniz ise bazı şahsi beklentileriniz karşılanmadığı için partiye küsüp elinizi bile kıpırdatmaz iken, bu necip millet Erdoğan’ı yalnız ve garip bırakmamak için miting meydanlarını doldurdu, AK Parti’ye oy kazandırabilmek için kapı kapı dolaştı.

AK Partili belediyelerde çalışıp, şu veya bu nedenle AK Parti’ye oy vermeyen yüzlerce kişi tanıyorum. Emeklilikte yaşa takıldığı veya patlıcan, patates ve soğan fiyatını bahane ettiği için sandığa gitmeyenleri de biliyorum. Ama AK Parti’ye oy vermeyen 420 bin kişinin önemli bir çoğunluğu inanın vatandaşlar değil, teşkilatların bizzat kendisi.

26 Ekim 2018 tarihinde kendi web sayfamda “YAKLAŞAN HEZİMETİN AYAK SESLERİ” başlıklı bir makale yayınlamış ve aynen şunları yazmıştım;

“ …

Şimdi yeni bir tehlike yaklaşıyor!

31 Mart 2019 tarihinde yapılacak Belediye Başkanlığı seçimlerinde de aynı SEÇİM İŞLERİ KOMİSYONU’nun görev yapması, liyakate ve toplumsal hassasiyetlere dikkat edilmeyip, Belediye başkanlıkları için eti ciğeri beş para etmeyen PİNOKYO ve TİPİTİP tarzındaki bilindik kişilerin aday gösterilmesi durumunda AK PARTİ gelmiş geçmiş en büyük seçim yenilgisini yaşayacak.

24 Haziran Milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri açık bir gerçeği daha ortaya koydu ki; insanlar “icraata oy vermiyor”.

Eğer icraata oy verilmiş olsaydı; 24 saat suyu akan, elektrik kesintisi yaşamayan, Marmaray, Avrasya Tüneli, Yavuz Sultan Köprüsü ve Metrobüs gibi projelerle ulaşım olanakları inanılmaz derecede rahatlayan İstanbul halkının AK Parti’ye %42 değil % 80-90 oranında oy vermesi gerekmez miydi?

24 Haziran Milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri bir gerçeği daha ortaya koydu ki; insanlar oy kullanırken “vefa duygusundan da yoksun oluyor”.

Eğer vefa duygusu ön plana çıksaydı; Van depreminde yerle bir olan konutların yerine kendilerine TOKİ tarafından muhteşem konutlar inşa edilen veya PKK tarafından hendekler kazılıp adeta iç savaştan çıkmış gibi ayakta tek bir ev ve işyerinin bırakılmadığı Hakkari, Şırnak, Cizre, Sur ve daha bir çok yerde yaraları ziyadesiyle sarılan Kürt kökenli vatandaşlarımız HDP’ye verdikleri %80-90 oranındaki oyları AK PARTİ’ye vermezler miydi?

Seçim sürecinde Şanlıurfa, Diyarbakır, Van, Hakkari ve daha bir çok şehirde mitingler düzenlenirken meydanlara toplanan yüzbinlerce insan Sayın Cumhurbaşkanını coşkuyla alkışlarken, Erdoğan’ın arkasında sırıtan bazı milletvekili adaylarını şiddetle YUHALAMADI MI?

Sayın Cumhurbaşkanına açık duyurumdur:

Mevcut belediye başkanlarına yönelik çok sayıda yolsuzluk ithamları bulunmaktadır. Yolsuzluktan öte ahlâksızlık, adam kayırma, insanları adam yerine koymama, belediye harcamalarında aşırı savurganlık, lüks ve şatafat, toplumdan kopma, memleketi için tek bir hizmette bulunmama, kaldırım taşı yenilemekten başka hiçbir icraatı olmama gibi temel meziyetleri ise saymama bile gerek yok.”

AK PARTİ’de görev yapan çoğu milletvekili ve belediye başkanının aynen bu pozisyonda olduğuna bizzat şahidim. Yani “UYUMUYOR AMA UYUYOR”, “DUYUYOR AMA DUYMUYOR” numarası yapıyorlar.

24 Haziran Milletvekilliği Genel seçimlerinde oy kaybı yaşayan birçok il ve ilçede aktif siyaset yapan AK Partililerin neredeyse tamamı şu günlerde aptal ayaklarına yatıp, “Allah! Allah! AK Parti oy mu kaybetti ki?” gibilerinden sağa sola bakınmakla meşgul. Aslında bu eblehlere sormak lâzım; “Seçim sürecinde topluma ne mesajlar verdiniz? Elle tutulur ne tür vaatlerde bulundunuz? Elinizde Erdoğan gibi tüm dünyanın imrenerek baktığı bir dünya lideri olmasaydı hangi yüzle insanların kapısını çalacaktınız?” bunları bir düşünün bakalım.

Onu bunu bilmem…

Eğer 24 Haziran seçimlerinde olduğu gibi 2019 Mart Yerel Yönetimler Seçimi’nde de benzer PİNOKYO ve TİPİTİP figürleri aday gösterilirse Türk halkı feraseti meraseti bir tarafa bırakır, GÖZÜNÜZÜN ORTASINA BİR TANE OKKALI YUMRUK İNDİRİR.

24 Haziran seçimlerine dikkatle bakın ve sonuçları iyi analiz edin. Türk halkı; lideri olan Erdoğan’a sahip çıktı ama AK Parti için aynı tercihte bulunmadı.

Konferans verdiğim birçok il ve ilçede hemen herkes aralarında anlaşmış gibi aynı şeyleri söylüyor; “Milletvekillerini sadece seçim sırasında görüyor sonrasında asla görmüyoruz. Birçoğunun FETÖ bağlantısı var. İş ve ihale takipçiliği yapıyorlar. Adam kayırma had safhada, kentsel dönüşümde iş çığırından çıktı. Yakınlarını istedikleri yere yerleştiriyorlar. Milletvekili seçildikten sonra abad oluyorlar. Vali ve kaymakamlar başta olmak üzere tüm kamu çalışanlarını tehdit edip usulsüz ve yersiz talimatlar veriyorlar. 

Ve daha neler neler…

Bugüne kadar Sayın Erdoğan’ın gerek AK Parti içerisinde gerekse kendi çevresinde ciddi bir temizlik yapması gerektiğini dile getirmeyen tek bir Allah’ın kuluna rastlamadım.

Aynı tespiti yüz kişi, bin kişi, on bin kişi, yüz bin kişi yapıyorsa demek ki gerçekten SORUN VAR.

24 Haziran seçimlerinde AK PARTİ’nin yaşadığı oy kaybı, işte bu sorunun sandığa yansımış tezahürüdür.

Bundan sonrası Sayın Erdoğan’ın problemi. Ya toplumun hassasiyetlerini dikkate alıp AK Parti’yi %50-55’lere taşır, ya da etliye sütlüye dokunmayıp 2019 Mart seçimlerinde AK Parti’nin tarihsel yenilgisine tanık olur.

Bu seçimler inanın çok zor geçecek.

Sayın Erdoğan’ın işi çok zor. Kardeşi azılı bir darbeci olan Şaban Dişli’yi Hollanda’ya büyükelçi olarak ataması ve Bülent Arınç’ın oğlunu milletvekili yapması gibi çok kötü tercihler henüz hafızalarda iken, FETÖ’ye geçmişte methiyeler düzen Bekir Bozdağ’ı Sayın Devlet Bahçeli’ye tercih etmesini birçok kişi kaldıramayacaktır ki kaldıramıyor zaten.

Parti içinde bu kadar başıboşluk ve liyakatsizlik ve ehliyetsizlik ve çapsızlık ve pişkinlik ve vurdumduymazlık varsa ve AK Parti’nin 31 Mart 2019 Belediye Başkan adaylarını Hayati Yazıcı gibi isimler belirliyor ise bu seçimlerde başarı nasıl sağlanacak? Bazen düşünmüyor da değilim; acaba bu kadar yeteneksiz adamla çalışmayı Sayın Erdoğan’ın kendisi mi istiyor? Herhalde istiyor…

AK Parti’nin böyle bir yenilgi yaşamasını dört gözle bekleyen o kadar çok kişi var ki.

Bu seçimde kaybeden AK Parti olmayacak. Kaybeden Türkiye olacak…

Sayın Erdoğan’ın sık sık dile getirdiği “METAL YORGUNLUĞU” tespiti bence son derece yanlış bir tespit. AK PARTİ’deki sorun metal yorgunluğu değil ayan beyan “GÜÇ ZEHİRLENMESİ”.

Vatandaş bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyor ancak anlamayan AKP’liler için “güç zehirlenmesi” teriminin siyaseten karşılığını da yazayım: “Hazımsızlık, kendini bir matah zannetme, havalanma, ne oldum delisi olma, gaza gelme, yumurtadan çıkıp kabuğunu beğenmeme ya da daha açık bir ifadeyle KIÇI KALKMA”.

Yüzde 7,5 oranındaki MİLLİ GÖRÜŞ tabanından gelip siyaset yapan AK Partililer, ANAP, DYP, MHP, BBP ve toplumun diğer katmanlarından aldıkları yüzde 40’dan fazla oy ile bugün Türkiye genelinde yüzde 47-48 oy alabiliyordu ama artık deniz bitti!

AK PARTİ kendi içine gittikçe daha fazla kapanıyor, toplumun diğer katmanlarına karşı kapıları kapatıyor ve bunu yaparken de aynen şu mantıkla hareket ediyor;

 “Sizler bizim kanımızdan değilsiniz, bizimle genetiğiniz asla uyuşmuyor, bizim için çalışabilirsiniz, bize oy verebilirsiniz ancak bizim içimize giremezsiniz. Körü körüne AK PARTİ’ye destek verdiğiniz için bahçemizde oturabilirsiniz ama oturma odamıza asla giremezsiniz”.

2019 Belediye seçimlerine gelince durum hiç de iç açıcı değil. AK Parti teşkilatlarında görev yapan hemen her kademedeki şahıs, ülke fethetmiş komutan edasıyla ortalık yerde caka satıp milleti muhatap kabul etmez iken halk bunlara oy verir mi? Ben şahsi kanaatimi söyleyeyim bırakın oy vermeyi, halk tür politikacılara günahını bile vermez.”

 

Evet, 31 Mart 2019 seçimleri tam da benim tahmin ettiğim gibi AK Parti’nin hezimeti ile sonuçlandı.

Şimdi gelelim bundan sonra ne yapılması gerektiğine. Dışarıdan bakıldığında Sayın Erdoğan’ın durumu hiç de iç açıcı değil. AK PARTİ’nin ve Sayın ERDOĞAN’ın gidişatı ANAVATAN PARTİSİ ile Sayın Turgut Özal’ın son yıllarına benzemeye başladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işlevselliği ve gücü sık sık sınanacak, gittikçe itibarsızlaştırılacak. Şu an için Erdoğan’a sadık görünen çevreler birer ikişer gemiyi terk etmeye başlayacak, olabildiğince uzak durmaya çalışacaklar.

Bu saatten sonra Sayın Erdoğan’ın önünde çok fazla seçenek yok ve yapabilecekleri oldukça sınırlı.

Öncelikle en üst kademeden en alt kademeye kadar parti teşkilatlarının, çevresinde bulunan asalak ve parazitlerin, parti içerisindeki dinozorların, kerameti kendinden menkul bürokratların ipini çekmek ve eğer becerebilirse tarih sahnesinden silmek zorundadır.

Ya da “ya herru ya merru” demek suretiyle etrafındaki mevcut kadroyla gittiği yere kadar gidecektir.

Birinci ihtimalin gerçekleşmesi Sayın Erdoğan’daki vefa duygusu ve deve inadından dolayı oldukça zor.

İkinci ihtimalin gerçekleşmesi ise en başta kendisi ve yakınları, akabinde ise Türkiye açısından büyük bir felakete sebep olacaktır.

Bir an için İstanbul seçimlerinin YSK tarafından iptal edildiğini ve seçimin tekrarlanacağını düşünelim. Eğer mevcut AK PARTİ teşkilatları ile seçimlere girilirse, tekrarlanacak seçimleri AK PARTİ bu defa çok daha kötü bir oy oranıyla kaybedecektir.

Ben Sayın Erdoğan’ın yerinde olsam tüm AK Parti teşkilatlarını görevden alır ve İstanbul’da tek bir miting dahi düzenlemeksizin televizyondan şu tarz bir açıklamada bulunurdum; “Ey halkım, seçim yenilgisinden sorumlu tuttuğum ve çalıştıklarına asla inanmadığım, kendilerini bir matah zanneden güruhu görevden aldım. Bu seçime arkamda AK PARTİ teşkilatları olmadan giriyorum. Kendimi ve İstanbul’u size emanet ediyorum. Siz her şeyin en iyisini bilirsiniz. Kalın sağlıcakla.”

Böyle bir açıklama sonrasında AK Parti’nin %54-55 oyla seçimleri rahatlıkla alabileceğinden adım gibi eminim.

Erdoğan’ın temizlik yapacağı alanlar sadece AK Parti teşkilatları ile sınırlı olmamalı. Türk halkı Milli Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı, Milli Eğitim Bakanı, Sanayi Bakanı, İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı dışında hiçbir bakanı beğenmiyor. Beğenilmeyenlerin başında Tarım ve Orman Bakanı ile Hazine ve Maliye Bakanının geldiğini de özellikle belirtmek isterim.

İllerde devleti en üst düzeyde temsil eden bazı valilerin, ilçelerde kaymakamların, tapu ve nüfus müdürlerinin, emniyet müdürlerinin ve çoğu başsavcının da değiştirilmesi gerekiyor. Bu arada BDDK, TMSF, ÖİB, YÖK, ÖSYM, HSK, YSK gibi tüm üç harfli ve dört harfli kurumlarda görev yapanları da unutmamak gerekiyor.

Bitlis Valisi Nesrullah TANGLAY Gaziosmanpaşa Kaymakamı iken Bitlis’e kayyum olarak görevlendirilmişti. Bu adam Bitlis’te çok iyi çalıştı ve neticede HDP’yi devirip Bitlis Belediye Başkanlığını AK Parti’ye kazandırdı. Aynı şekilde SAVCI SAYAN gece gündüz 24 saat kesintisiz çalışarak, ellere ve gönüllere dokunarak AĞRI’yı HDP gibi bir partinin elinden kurtarıp % 54 oy oranıyla AĞRI Belediye Başkanı oldu.  Türk halkı çalışanı, gözüne ve gönlüne hitap edeni, sıkıntısına derman olanı, derdine dertleneni seviyor ve destek veriyor. Aksi durumda ağzınızla kuş tutsanız dönüp bakmıyor.

Ben adım gibi eminim ki AK PARTİ seçim işleri komisyonunda görev yapan kişiler ve sözüm ona kendilerini partinin “A TAKIMI” olarak tanımlayan dinozorlar, SAVCI SAYAN’ın seçimi alabileceğine % 1 dahi ihtimal vermiş olsalardı onu asla aday yapmazlardı. Savcı Sayan’ın aday gösterilmesinin en büyük nedeni, “Nasıl olsa kazanamaz, şu adamı aday yapalım da hiç olmazsa bir daha bizden böyle bir talepte bulunamaz” düşüncesidir.

Sayın Erdoğan’ı çok zor günler bekliyor.

Ya partiye hakim olup Türkiye’yi 2023-2030’lara taşıyacak sıfırdan yeni bir ekip oluşturacak, ya da 2023’te siyasi hayatına veda edecek.

 

Dr. Mehmet Hakan SAĞLAM

 

Paylaş:

Bunada Bakın

GEZİ, 17/25 ARALIK VE 15 TEMMUZ DERKEN YENİ BİR DARBE DAHA: 31 MART SEÇİM DARBESİ…

  (Article 248-02.04.2019) Sayın Cumhurbaşkanı’nın bazı çıkışları var ki Batılıları son derece rahatsız ediyor. Bunlardan …

6 Yorumlar

  1. Güzel uyarıcı, yerinde bir yazı ve isabetli tespitler, kalemime kuvvet ve fikrine sağlık hocam.

  2. Sizin yazılarınızı sürekli takip ediyorum ve bu yazınızdaki tespitleriniz de yerinde. Özellikle Bekir Bozdağ, Bülent Arınç, Şaban Dişli’nin ve bu gibilerinin Ak Partiden uzaklaştırılması, Tarım Bakanı ile Hazine ve Maliye Bakanının biran önce değiştirilmesi gerekir. İnsanların aklı ile alay edilmemeli. Seçimde oy kullandım ama bahsettiğim sorunlardan dolayı oyumu AK partiye vermedim.

  3. Bayıldım hocam. Kalemin var olsun.

  4. Tebrikler kardeşim, “Dost acı söyler”. Umarım bu yazdığınız yazıları benim gibi bir gariban dışında okuyan “etkili” ve “yetkili” kimseler de vardır. Ya da fikirleriniz inşallah sayın”Erdoğan” tarafından bir şekilde fark edilir. Allah hepimizin yardımcısı olsun.
    selamlarımla

  5. Eline kalemine sağlık.
    Doğruları az bile yazmışsınız.
    Almanyada yaşıyorum. Feto ile alakalı bilgilendirmeye iki akp li milletvekili geldi. Afyon milletvekili -hukukçu biri ve konya milletvekili.
    Iki saat konferans, boş konuşma, resmen turistik geziye çıkmışlar. Sözlü soru almıyorlar, yazılı olacakmış. Yazılı soruları toplanıyor. Beyler beğendiğini cevapliyor beğenmediğini çöpe atıyor milletin gözü önünde.
    Daha bunun benzeri başka milletvekilleri de geldi. Insan adeta yıkılıyor, allahım bunlar mı bu ülkeyi yönetmeye aday milletvekilleri!!!! Hayır! Erdoğanın gölgesinde sefa süren sülükler başka hıc birşey deyil olan ucuz tipler.
    Saygılarımla

  6. AĞZINA SAĞLIK HOCAM AKP NİN İÇİNDEKİ ABDESTLİ İBLİSLERİ MUAZZAM ŞEKİLDE TARİF ETMİŞSİNİZ ŞAHSEN AKP MAĞDURU OLARAK DUYGULARIMI YAŞADIKLARIMI DİLE GETİRMİŞSİNİZ ALLAH YARDIMCINIZ OLSUN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir