Anasayfa / Makaleler / ERDOĞAN KAZANIRKEN AK PARTİ NEDEN KAYBETTİ?

ERDOĞAN KAZANIRKEN AK PARTİ NEDEN KAYBETTİ?

Paylaş:

(Article 233- 25.06.2018)

Türkiye Cumhuriyeti devletinin gelmiş geçmiş en önemli ve sonuçları itibarıyla en kritik seçimlerinden biri olan 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği genel seçimleri i şu an itibarıyla sona erdi. Sonuç Erdoğan’ın zaferi ile sonuçlandı. Sayın Erdoğan %52,5 oy oranıyla, M.Ö. 220 yılında kurulan Asya Hun İmparatorluğu’nun devamı niteliğindeki Türkiye Cumhuriyeti devletinin ilk başkanı sıfatıyla bu devleti 2023 yılına kadar yönetme hakkını elde etti.

%52-53’lük oy oranını bir başka parti elde etmiş olsaydı o partinin mensupları çılgınlar gibi tepinir, sabahlara kadar ellerinden içki şişesi düşürmez, sonucu asla ve kat’a tartışmazlardı. Fakat biz tartışmak zorundayız.

Nedenini anlatayım…

AK Parti, 7 Haziran 2015 seçimlerinde %40,9 oy oranıyla 258 milletvekili çıkartabilmiş ve meclis çoğunluğunu kaybetmişti. Bu aşamadan sonra koalisyon görüşmeleri başlamış, görüşmeler olumsuz sonuçlanınca 1 Kasım 2015’de seçimlerin yenilenmesi cihetine gidilmişti.

1 Kasım 2015 genel seçimlerinde Türk halkının feraseti devreye girmiş ve Türkiye’nin koalisyonlara mahkûm olmasını istemeyen seçmenler AK Parti’ye % 49,5 oy vererek 317 milletvekili ile temsil hakkı vermişti. Aynı seçimlerde CHP de %25,3 oy alırken, 134 milletvekilliği elde etmişti.

Gelelim bugüne…

Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan tek başına %52,5 oy alırken, Milletvekilliği seçimlerinde AK Parti sadece ve sadece %42,3 oy alabildi ve bu oy oranıyla Meclis’e sadece 291 milletvekili sokabildi. (Eski seçim sisteminde 550 olan toplam milletvekili sayısının yeni sistemde 600’e yükseldiğini de lütfen hatırlayın).

Bu haliyle AK Parti, Erdoğan’ın %10 gerisinde oy elde edebildi ve 600 sandalyeli meclise sadece 291 milletvekili sokabildi. Halbuki bu rakamın en kötü ihtimalle 370-380 milletvekili olması gerekiyordu.

Seçimlerde bu türden bir sonucun ortaya çıkabileceğini üç aşağı beş yukarı tahmin ediyordum. Ancak ülkede var olan stresi daha fazla arttırmama düşüncesiyle kendime düşeni yaptım ve zorda kalmadıkça eleştiri yapmadım. Ancak artık seçim bitti. Şimdi yazacaklarımı daha önce yazsaydım birileri çıkıp “Mehmet Sağlam fırsattan istifade etmeye mi çalışıyor acaba?” diyerek hiç de arzu etmediğim yanlış kanılara sahip olabilirdi.

Eleştiri yapmak benim en doğal hakkım. “Bu hak nereden doğuyor?” diye sorabilirsiniz. Onu da cevaplandırayım.

24 Haziran 2018 genel seçimleri boyunca Türkiye genelinde mahalle ve sokakları dolaşan tek bir milletvekili gördünüz mü? Veya AK Parti kadın kollarından, gençlik kollarından, il ve ilçe teşkilatlarından tek bir kişiyle karşılaştınız mı? Cevap veriyorum: “ASLA!

Seçim süreci boyunca yaptığı mitinglerle şehir şehir dolaşan sadece iki kişi vardı; Sayın Erdoğan ve Sayın Binali Yıldırım. Bir de Süleyman Soylu ve Berat Albayrak gibi birkaç kişi. Gerisi hikâye.

Şahsım adına iddia ediyorum tek başıma bir milyon AK partiliden daha verimli çalıştım. Tüm seçim süreci boyunca çok sayıda il ve ilçede verdiğim konferanslarda, yayınladığım onlarca makalede ve katıldığım çok sayıda televizyon programında Sayın Erdoğan’a neden destek verilmesi gerektiğini anlatıp durdum. Konferans videolarım sosyal medyada 5 milyondan fazla kişi tarafından izlenip paylaşıldı. İşte bu nedenle AK Parti’nin bugün aldığı oylar konusunda eleştiri yapma hakkına ziyadesiyle sahibim.

AK Parti’nin bu seçimi kaybetmesinin en önemli nedeni parti içerisindeki çeteleşmedir. Milletvekili listelerini belirleyen bu malum çete aynı hatayı 7 Haziran 2015 seçimlerinde de yapmıştı. Şimdi biraz gerilere gidelim ve o hatanın neden kaynaklandığını anımsayalım.

2002 yılında AK Parti iktidara ilk geldiğinde ülkede büyük bir ekonomik kriz ve çöküş yaşanmış, 27 banka kapanmış, binlerce ticari işletme ve sanayi şirketi iflas etmiş, milyonlarca insan işsiz kalmıştı. Türk lirası, üzerindeki bol “sıfırlar”dan dolayı tanınamaz hale gelmiş, Türk insanı kendi ülkesinde gelecek göremediğinden ülkesini terk edip başka ülkelere gitmenin yollarını arar hale gelmişti. İşte o günlerin belirsizliklerle dolu kaotik ortamında, Milli Görüş geleneğinden gelen AK Parti kadroları Türk insanına adeta can simidi gibi görünmüş ve neticede %34,63 oy oranıyla AK Parti tek başına iktidara gelmişti. 2004 yılında yapılan yerel seçimlerde bu oran %41,67’ye, 2007’de %46,58’e, 2011’de ise %49,90’a yükseldi. Bu istikrarlı yükseliş 7 Haziran 2015 genel seçimlerine kadar kesintisiz devam etti ve nihayetinde 7 Haziran 2015 seçimlerinde oylar birdenbire %40,86’ya geriledi.

Şimdi ilk seçimlerin yapıldığı 2002 yılına geri dönelim.

AK Parti, Milli Görüş geleneğinden gelen bir parti olarak Refah Partisi ve Saadet Partisi tabanının %15 ilâ %17 arasındaki kemik oyunu arka cebinde zaten taşıyordu. 1994-2001 yılları arasında ülkeyi idare eden ANAP, DYP, DSP, Refah, Saadet ve MHP’li koalisyon hükümetleri, 1999 Marmara Depremi ve sonrasında giderek derinleşen köklü ekonomik sorunların altından kalkamaz hale gelince havlu atmak zorunda kalmıştı. 2002 yılında yapılan genel seçimlerde AK Parti %34,28 oy oranı ile 363 milletvekili çıkarırken, CHP  %19,39 oy oranı ile 178 milletvekili çıkartabilmişti. Türkiye’nin en eski ve köklü partileri ise baraj altında kalmış, hatta bazıları tarih sahnesinden tamamen silinip gitmişti. 2002 seçiminde DYP %9,54, MHP %8,36, Genç Parti %7,25 oy alırken, ANAP %5,13, Saadet %2,49, DSP %1,22, BBP %1,02 oy alabilmişti. Bu tabloda bence dikkat çekici en önemli nokta Saadet Partisi’nin aldığı %2,49’luk oy oranıydı. İslami Muhafazakâr oylar AK Parti’nin kemik oyu haline dönüşürken, koalisyon hükümetlerinden bıkan farklı siyasi düşünceye sahip milyonlarca insan AK Parti’nin “geçici” veya “ödünç” oy veren kesimini oluşturmuştu. Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti’si ekonomik ve sosyal konulara ek olarak demokratikleşme hususlarında da başarılı olunca “geçici” veya “ödünç” nitelikteki oylar zamanla “kalıcı” nitelik taşımaya başlamış ve zaman içerisinde gelen ilavelerle partiyi %49,90’lara kadar taşımıştı. Hatta 2013 Gezi Olayları ve 17/25 Aralık 2013 Yargı ve Emniyet Darbesi bile partinin oyunu geriletmemiş, aksine yükselmesine sebep olmuştu.

2011 yılından sonra ise AK Parti’de görünür bir değişim yaşandı ve Parti kendi içine kapandıkça kapandı. Milli Görüş kökenli kişiler el üstünde tutulup, hemen her kademede etkin konuma getirilirken, geri kalan kitleler AK Parti’den dışlandı ve uzaklaştırıldı.

7 Haziran 2015 seçimlerinin bir hafta öncesinde AK Partiye çok yakın bir işadamını ziyarete gitmiş ve o sırada kendisine şunu anlatmıştım; Sizler kendi içinize gittikçe daha fazla kapanıyorsunuz ve Milli Görüş kökenli olmayan kim varsa onların tamamını dışlıyorsunuz. Ben ilk oyumu 1983 yılında Turgut Özal’ın Anavatan Partisi’ne verdim. Sonraki yıllarda diğer partilere oy verdiğim de oldu. Ama ülkemin kısır döngüden kurtulması, ekonomik açıdan zenginleşmesi, itibarının artması, büyüyüp kalkınması için 2002 yılından beri AK Parti’ye oy veriyorum. AK Parti’ye oy vermiş olmam benim Milli Görüş çizgisine yaklaştığım anlamına gelmez, gelmemeli de. Size göre iki türlü AK Partili var. Birincisi Milli Görüş çizgisinden gelen “gerçek” AK Partililer, ikincisi ise bu kökenden gelmeyen “çakma” AK Partililer. Bizler sizin deyiminizle AK Parti’ye sonradan “kaynak” olan kişileriz. Amiyane tabirle bizlere “dönme” veya en iyi tabirle şu veya bu sebeple partisini “satıp” AK Partiye gelen kişiler gözüyle bakıyorsunuz. Sizinle bizim genetiğimiz asla uyuşmuyor, dahası bizleri asla kabullenemiyorsunuz. Bunun hata ve sonuçlarını genel seçimlerde çok acı şekilde yaşayacaksınız”.  Neticede benim söylediğim hususlar birer birer gerçekleşti ve AK Parti 7 Haziran 2015 seçimlerinde büyük bir hezimet yaşayarak Meclis çoğunluğunu kaybetti.

Bugün de aynı sorunla karşı karşıyayız. Milletvekilliğini garantiye alan bir avuç AK Partili benim yazdıklarımdan ciddi rahatsızlık duyabilir. Ancak hiç ama hiç umurumda değil. Çiğ yememişim karnım ağrımaz.

AK Parti’nin bu seçimde 600 sandalyeli mecliste 291 milletvekili ile temsil edilebilmesinin en büyük müsebbibi milletvekili listelerinin ÇOK KÖTÜ belirlenmesidir. Üzerine basa basa söylüyorum; 291 milletvekilinin hiçbirisi kişiliğinden, yeteneğinden ve başarılarından dolayı bu seçimi kazanmamıştır. Bu adamların tamamı Sayın ERDOĞAN’ın eteğine yapışmak suretiyle Meclis’e kapak atmıştır. Alınan %42,4’lük oyda 291 kişinin zerre kadar katkısı yoktur.

7 Haziran 2015 seçimlerindeki hata 24 Haziran 2018 seçimlerinde de tekrarlanmış ve bile bile lades olunmuştur.

Huylu huyundan vazgeçmez” misali kendilerinden başka hiç kimseye yaşam hakkı tanımayan Milli Görüş’ün meritokratik yapısı kendi içine kapanmaya devam etmiş, birçok il ve ilçede kamuoyu desteğinden yoksun kişilerle seçime gidilmiştir. AK Parti listelerinde gerçekten titiz ve hassas bir çalışma yapılmış ve milletvekili listeleri toplumun genelini kucaklayan kişilerden oluşmuş olsaydı, AK Parti Türkiye genelinde rahatlıkla %50-52 oranında oy alabilirdi.

Bu aşamadan sonra AK Parti’nin hata yapma şansı hiç yok. Zira çoğu kişi, milletvekili adaylarını sevmediği ve tasvip etmediği halde sırf Recep Tayyip Erdoğan’ın hatırına AK Parti’ye oy vermiştir.

Ancak artık deniz bitti…

Bu sonuçlardan Sayın Erdoğan’ın da memnun olmadığını biliyorum… Parti içerisindeki bu çeteleşmeyi bitirecek kişi ise Erdoğan’dan başkası değildir.

Şimdi; milletvekili listelerini belirleyen, aday adaylarıyla mülakat yapan, kendilerini bir matah zannedip kasım kasım kasılan zatı muhteremlere sormak lazım; “Siz böyle mi aday belirliyorsunuz?

Maalesef çok beceriksiz kişilermişsiniz.

AK Parti’yi mecliste azınlığa düşürmeyi nasıl becerdiniz inanız anlayabilmiş değilim. Helal olsun sizlere.

Millet sizin belirlediğiniz listeye koskoca bir “KIRMIZI KART” gösterdi ve “belirlediğiniz bu listeye ben güvenmiyorum, size tek başına iktidar yetkisi de vermiyorum, sizi çok başıboş bıraktık onun için bundan sonra sizi Devlet Bahçeli denetleyecek” dedi.

Müslümanlar 711 yılında Tarık bin Ziyad öncülüğünde İspanya’ya ayak basmış ve orada Endülüs İslâm medeniyetini kurmuştu. Müslümanların İspanya’dan atılmasına yönelik ilk girişimler 9. yüzyılda başlamış ve bilindiği üzere 1492 yılında tamamlanmıştı. Neticede o coğrafyadaki İslâm hakimiyeti 1492’de bütünüyle sona erdi. Rivayete göre Gırnata emirliğinin son sultanı Ebu Abdullah (12. Muhammed) şehrin anahtarlarını savaşmadan İspanyol kral ve kraliçesine teslim ettikten sonra artık bu şehirde kalamayacağını anlayarak şehri terk eder. Günbatımı yaklaşmıştır. Güneş, yapımı neredeyse 250 sene sürmüş, her karışı ilmek ilmek işlenmiş ve dört bir tarafında “Ve lâ galibe illallah” (Allah’tan başka galip yoktur) cümlesinin nakşedildiği Elhamra Sarayı’na son kez vurmaktadır. Yüzyıllarca bu coğrafyada hüküm sürmüş bir medeniyetin son veda vaktidir. Sultan Abdullah tepenin başında durur, son bir kez arkasını döner ve gözlerinden ilk damlalar düşerken, ona söylenebilecek en ağır sözü hemen yanı başındaki annesi söyler; “Ağla oğlum ağla… Erkekler gibi savaşmadın şimdi sana kadınlar gibi ağlamak yaraşır”.

Ve ben şimdi milletvekili aday listelerini belirleyen kişilere bu minvalde sesleniyorum; “Ağlayın bakalım ağlayın… Kaprislerinizden, çapsızlığınızdan ve yanlış tercihlerinizden dolayı AK Parti meclis çoğunluğunu kaybetti”.

Bilmem anlatabildim mi?

 

 

Dr. Mehmet Hakan SAĞLAM

Paylaş:

Bunada Bakın

MESELE BERAT ALBAYRAK DEĞİL ARKADAŞ SEN HALÂ ANLAMADIN MI?

(Article 240-12.07.2018) Türkiye’de 24 Haziran’da Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği genel seçimleri yapıldı. Seçim öncesinde Standards and …

6 Yorumlar

  1. Çok doğru bir tespit, ak parti bürokratlar ve çapsız. Siyasetçilerin tercihleri ne yenildi.
    Bu olayları anlatan ve ilgililere ve siyasilere anlatılmasına rağmen parti kurmayları il ve ilçe başkanlıkları vatandaşın memurun ve işçinin sessiz çığlıkları duymadılar. il ve ilçelerdeki il başkanları ilçe başkanları il müdürleri ve siyasi Erkan kendilerini ulaşılmaz veya dinler gibi yaparak kendilerini kandırmıslardir.( Tayyip başkanımızı yanlız bırakmış) ihaleler israflar har vurup harman savurmak belki 2 sene sonra yıkılacak binaya 5 sene tamiratlar hala devam etmektedir…….

  2. Saygıdğer abim,

    Yazınızdan hassasiyetinizden ötürü teşekkür ediyorum. 2007 yılından beri kayıtlı bir Ak Partili kişi olarak söylediklerinize katılıyorum.

    Bununla birlikte, kendi görüşlerimi de belirtmek isterim. 15 Temmuz’da Ankara’da devletin elden gideceğini anladığımız andan itibaren tanklarla uçaklarla savaşan birisi olarak, Bülent Arınç’ın oğlunun Milletvekili adayı olmasını içime sindiremedim. Eğer Reis onu seçtiyse çok büyük hata olmuş. Bülent Arınç ki devletin beka sorunu ile başbaşa kaldığı en çetrefilli dönemde Pensilvanyadaki terörist başından yana tavır alıp “bana cübbelerimi giydirmeyin” diyen adamın oğlunun Milletvekili olması kanıma dokunuyor.

    Böyle olunca Fetullahçı terör örgütü ile olan mücadelemdeki azmimi şevkimi etkiliyor ve onlardaki samimiyeti zedeliyor. Ankara’da oy verdim ama eğer İstanbul’da Arınç’ın bölgesinden oy versem vallahi elim Ak Partiye gitmezdi Mhp’ye basardım.

    Lütfen rica ediyoruz sizin bizden daha çok kişiye ulaşma imkanınız mevcut, bu tür yazılara bu şikayetlere kulak versinler, ülkenin elden gideceğini anlayınca, kanıyla canıyla ölürsek şehit kalırsak gazi inancı ile mücadele etmiş insanlara, bana cübbemi giydirmesinler diyerek normal vatandaşta olmayan feraseti bile sergileyemeyen bir siyasinin oğlunu sırf oğlu olduğu için aday yapmasınlar.

    Allah’a emanet olun.

    Saygılarımla,

    Sencer Pak

  3. Mükemmel bir yazı tebrikler yalnış olan hiç bir yanı yok.

  4. Hay senin kalemine kurban olam keşke sayin cumhurbaşkanıda bunu sizin gibi görse malatyada o liste için kendi ailemde bile kaç kişi vermedi yazık degilmi

  5. Ağzına sağlık hocam duygularimiza tercüman olmuşsunuz

    Şahsen bu duygu ve düşüncelerle cumhur ittifakını tercih etmemle birlikte
    Hayatımda ilk defa MHP ye oy verdim.

    Duygularimizin en kısa özeti bu olurdu sanıyorum saygilar

  6. Ak parti adaylık konusunda yıllardır yürüttüğü (en azından taşrada öyle diye biliyorum) müracat edenler arasından aday seçmeyi bırakmalı. O şehirde yaşayan eşraf, partili, kapris ve komplekslerini bir kenara bırakıp, halk tarafından kabul görmüş, uygun gördükleri kişilere adaylık teklifi ile gitmelidir.

    Aksi takdirde köşe kapma peşinde olan bir sürü art niyetli kifayetsiz insan aday adayı oluyor. Sonra pirincin taşını mı, yoksa taş içinden pirinçi mi ayıklarsınız hesap ediniz.

    Nedim YILMAZ.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir