Cumartesi , Haziran 25 2022
Anasayfa / Makaleler / YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ BAHRİ ŞAHİN’İ DARAĞACINDA SALLANDIRMAK LAZIM!

YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ BAHRİ ŞAHİN’İ DARAĞACINDA SALLANDIRMAK LAZIM!

(Article 181-13.07.2017)

Bugün elime Times dergisinin eski bir sayısı geçti. Dünyayı değiştiren 100 buluşu ele almışlar. Chip teknolojisi, internet, nanoteknoloji, mekatonik, hücre ve gen teknolojileri, DNA, fiber iletişim teknolojileri, telsiz, telgraf, telefon, teleks, faks cihazı, mobil telefonlar, uydular, nükleer teknolojiler ve daha niceleri.

Peki bu saydıklarımızın kaçında bizim insanımızın emeği var?

Ya da kaç tanesi için “bunu biz ürettik” diyebiliyoruz?

Maalesef hiç birisine!

Türkiye bilimsel gelişmişliğin neresinde? diye sorulduğunda maalesef sesimiz soluğumuz çıkmıyor. İki yıl kadar önce A Haber’de yayınlanan Yaz Boz programında bu konuyu biraz irdelemiş ve dünya üniversitelerinin sahip olduğu patent sayıları hakkında açıklamalarda bulunmuştum. Amerika’daki ilk 150 üniversitenin sahip olduğu patent sayısının bir buçuk milyon civarında olduğunu, aynı sayıdaki Avrupa üniversitelerinde bu rakamın yaklaşık yüz bine ulaştığını, Türkiye’deki 170 üniversiteden sadece 4 tanesinin patent üretebildiğini, bunların da ancak 276 tane patentlerinin olduğunu anlatmış ve hem bilim insanlarımızı hem de üniversitelerimizi eleştirmiştim.

Çok değerli bilim insanlarımız tabi ki var. Hatta bazıları dünya çapında başarılara imza atmışlar. Onları tenzih ediyorum. Bugün Türk üniversitelerinde son derece değerli akademisyenler var ama bunların sayısı o kadar az ve o kadar çok baskıya maruz kalıyorlar ki dayanan dayanıyor, dayanamayan ise kaçıp bir başka ülkeye gidiyor. Bu değerli insanlara baskı ve taciz uygulayanlar ise çoğunlukla “profesör” ünvanlı kişiler. “Bilgi ve edeb” mahrumu bu haris ruhlu kişiler, bilimsel açıdan bir “hiç” oldukları ortaya çıkacağı endişesiyle başarılı insanların önünü kesip duruyor.

Yapay insan derisi veya yapay göz çalışan bazı araştırma görevlilerinin Almanya ve ABD üniversitelerine gittiğine üzülerek şahit oldum. Performans değerleme kriterlerinin bulunmadığı ülkemizde, herhangi bir üniversitenin herhangi bir bölümüne, bir şekilde kapak atan kişilerin o dakikadan sonra tek bir hedefi vardır; kazaya belaya uğramadan oradan emekli olmak.

Peki ilimle bilimle kim uğraşacak ve bu iş ne zaman yapılacak? Bunu soran da yok inceleyen de. Yüksek lisans ve doktora tezinden başka çalışması olmayan çoğu öğretim üyesi, kendi küçük dünyalarında bilimden uzak yaşamakta, vakti zamanı geldiğinde tabutuna Türk bayrağı sarılarak son yolculuğuna uğurlanmaktadır. Bir turist, cenaze töreni sırasında üzerinde bayrak sarılı bu tabutu görse ve meftanın akademisyen olduğunu öğrense zanneder ki ölen adam Newton ya da Asimov gibi bir bilim insanı. Halbuki akademisyenlerimizin çoğunun yayımlanmış tek bir makalesi bile yok.

Maalesef sosyal bilimler ağırlıklı bir eğitim sistemimiz var. Tüm dünyanın iktisatçılarını, uluslararası ilişkiler uzmanlarını, işletmeci ve kamu yöneticilerini, istatistikçi ve hukukçularını biz yetiştiriyoruz ama ortada bir tane bile iktisat teoremi yaratan bilim insanımız yok. “Çal-Kopyala-Yapıştır” esasına dayalı bir anlayışla zaten ortaya başka bir şey çıkması da mümkün değil. ABD ve Avrupa üniversitelerinin yaptığı şekilde performansa dayalı yıllık sözleşme uygulaması Türkiye’de yapılsa, iddia ediyorum üniversitelerimizde görev yapan akademisyenlerin ancak yüzde beşi başarılı bulunur, gerisi kendilerine uzatılan akademik değerlendirme formunda boşluklara yazacak kelime bile bulamazlar.

Temennimiz Türkiye’nin bilim ve teknolojide çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşması. Ancak bunun yolu; kapı gibi sağlam akademisyenleri bulup yetiştirmemizden geçiyor. Solcu ve çağdaş geçinen aydınlarımızın beğenmeyip yerden yere vurduğu Osmanlı Devleti bu işi Enderun Mektebi’nde halletmiş. Enderun müessesesinde “Önce devlet” ilkesiyle devletin idari yapılanmasında görev alan padişahlar, sadrazamlar, şeyhülislamlar, valiler ve kaymakamlar büyük bir titizlikle yetiştirilmiş ve 600 yıl boyunca bu devletin tartışmasız en önemli insan kaynağını oluşturmuş.

Türkiye’nin de Enderun tarzı yapılanmalara ihtiyacı var. Sadece devlet yönetimi için değil, bilim ve teknoloji sahasında da faaliyet gösterecek Enderun okullarını açmak zorundayız. Üniversitelerimizi diploma veren kurum modundan çıkartıp, yaratıcı, geliştirici ve uygulayıcı insan yetiştiren nitelikli ve uluslararası kabul gören bir noktaya getirmeliyiz. Bilim ve teknolojinin gelişmesi noktasında kendisine çok önemli görevler düşen, ancak etkisiz eleman niteliğindeki Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın ise baştan sona yenilenmesi gerekiyor. Bilim ve teknolojiden başka her işle ilgilenen ve aslında hiçbir iş yapmayan bu tarz hantal yapılar Yeni Türkiye‘ye hitap etmemektedir.

Bundan yaklaşık 10 yıl kadar önce iktisat sınavında öğrencilerime bir soru sordum ve doğru cevaplayana 25 puan vereceğimi söyledim. Soru şuydu; En basit şekilde demokrasiyi tarif edin ve bu tarifi göz önünde bulundurarak sabahleyin tuvalete girdiğinizde ne yaptığınızı bana anlatın”.

Bu soruyu yaklaşık on farklı sınıfta sordum. Ancak doğru cevap verenlerin oranı hiçbir zaman yüzde üç veya dördü geçmedi. Demokrasi en basit tanımıyla “hakların eşit kullanımıdır”. Sabahleyin banyoya giren kişi tuvaletini yapar, elini yüzünü yıkar ve çıkar. Cevaplar hep bu yönde geldi. Ama yukarıdakilere ek olarak kişinin asıl yapması gereken şey; tuvaleti kullandıktan sonra sifonu çekmesidir ki, kendisinden sonra girenlerde temiz tuvalet hakkından yararlanabilsin. Bu sorunun doğru cevabını kendilerine söyledikten sonra, okul genelinde tuvaletlerin daha temiz kullanıldığını gördüm. Yıllar sonra Bursa Uludağ’da bir otelde beni tanıyarak yanıma koşan öğrencimin ilk söylediği şey; “tuvalet” sorusunu hiç unutamadığı ve bu konuyu herkese anlattığı oldu.

Öğrencisine hiçbir şey kazandırmayıp sadece kuru bir diploma veren üniversitelerimizin, yeniden yapılanmaya ve ciddi radikal dönüşümlere ihtiyacı var. Çok büyük kampüsler, onbinlerce öğrenci, binlerce akademisyen, şehir içine yakınlık veya uzaklık, uluslararası işbirlikleri gibi sayısal kriterler bir üniversiteyi asla BÜYÜK ÜNİVERSİTE yapmaz.

Büyüklük; buluşla, bilimsel başarıyla, yetiştiren ve yetiştirilen insanların kalitesiyle ölçülür.

Enderun Mektebi, Topkapı Sarayı’nın içinde çok büyük olmayan bir binada faaliyet göstermiştir ama, üç kıtaya altı asır boyunca hükmeden son derece değerli devlet adamları ve bürokratlar yetiştirmeyi başarmıştır.

Bundan birkaç gün önce medyada gözüme bir haber çarptı. Bor konusunda çalışmalar yürüten bir firmanın YTÜ Davutpaşa yerleşkesinde yer alan laboratuarının YTÜ Rektörü tarafından bilinçli olarak kapatıldığı, Rektör ve ekibinin İsrail başta olmak üzere yabancılara hizmet ettiği minvalinde bir haberdi. Sonra konuyu biraz araştırdım ve benzer haberin Habertürk başta olmak üzere diğer bazı medya kuruluşlarınca da servis edildiğini gördüm.

YTÜ Genel Sekreteri Yavuz Erişen beyi aradım ve konu hakkında bilgi almak istedim. “Bor konusunda yerli bir şirket tarafından yürütülen çalışmalar ne için engellendi, haber doğru mudur?” diye sordum. Sayın Erişen gayet nazik bir şekilde olayların yazıldığı gibi olmadığını, habere konu “milyon dolarlık” laboratuarı yerinde görüp göremeyeceğimi sordu, ben de “neden olmasın” diyerek kendisini ziyaret ettim.

Yalan habercilik konusunda çok iddialı olduğumuzu biliyordum ama basın ve medya etiğinin bu kadar ayaklar altına alındığı bir başka örnek herhalde kolay kolay görülemez. Türkiye’nin kelli felli gazetecilerinin, TV kanallarının “milyon dolarlık laboratuar” diye kamuoyuna servis ettikleri yerin; aslında üç beş tane bidon, bir piknik tüpü, bir hamur karıştırma makinesi, üç metre hortum ve iki dolaptan ibaret olduğunu görünce “pes!” dedim.

Ben kendi çapımda hobi niteliğinde ahşap oyma ve mermer mozaik işi yapıyorum. İnanın benim evimdeki atölyem de daha fazla alet edevat var desem yanlış olmaz.

Gezi olayları, 17/25 Aralık Yargı ve Emniyet Darbesi ve MİT Tırları olayları sırasında yalan, sahte ve düzmece binlerce resim, görüntü ve belge yayınlandığı herkesin malumudur. Can Dündar denilen vatan haininin ağlamaklı bir ses tonuyla oğlunu TOMA’ların önünden kurtarmak için Taksim’e gideceğini anlatması, CHP milletvekillerinin canlı yayına bağlanıp bir gencin gözlerinin önünde TOMA tarafından parçalandığını ve eylemcilere müdahale eden Polis’in gerçek mermi kullandığını iddia ettikleri daha dün gibi hatırımızda.

Ahlâksızlığın kitabı yazılsa Türk basını ve medyası sanırım birinciliği hiç kimseye kaptırmaz.

Parayla haber yapılır mı? Evet yapılıyor.

Yalan haberlerle suçlu aklanıyor mu? Evet aklanıyor.

Düzmece belgelerle insanların hayatı karartılıyor mu? Evet karartılıyor.

Görmediklerini görmüş gibi yazıyorlar mı? Evet yazıyorlar.

15 Temmuz 2016 Darbe kalkışmasından hemen sonra FETÖ ile mücadele eden üniversitelerin başında Yıldız Teknik Üniversitesi geliyor. Üniversite bünyesinde görev yapan FETÖ mensubu hemen her kademedeki akademik ve idari personel sıkı bir inceleme neticesinde hızlı bir şekilde görevden uzaklaştırıldı ve üniversiteye ilişikleri kesildi.

YTÜ sadece FETÖ mensuplarını değil, DHKP-C ve PKK başta olmak üzere diğer tüm terör örgütlerine destek veren, çeşitli bildirilere imza atan kişileri de gözünün yaşına bakmadan üniversiteden uzaklaştırdı.

Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Sayın Bahri Şahin ve ekibine yönelik saldırıların esas nedeni aslında terör örgütlerine karşı yürütülen bu etkin mücadele ve kararlı duruş.

FETÖ, devletin diğer tüm kurumlarında olduğu gibi akademik kurumları da ele geçirmiş durumda. Bugün tüm Türkiye’de görev yapan 120 bine yakın akademisyen var ve bunların %20’lik kısmının FETÖ mensubu olduğu tahmin ediliyor ki bu da yaklaşık 24 bin kişi ediyor. Halbuki bugüne kadar üniversitelerden uzaklaştırılan akademisyen sayısı sadece 2500 kişi. Bu rakama PKK, MLKP, DHKP-C gibi sol örgütlerin tetikçiliğini yapanların da dahil olduğunu belirtmekte fayda var.

Yıldız Teknik Üniversitesi FETÖ ve diğer terör örgütü mensuplarını hiç düşünmeden kapı dışarı ettiği için hedef konumunda. FETÖ liderinin kalemini kırdığı akademik ekibin başında hiç şüphesiz YTÜ’nin kelle koltukta mücadele veren idareci kadrosu geliyor.

Anlayacağınız bor falan hikâye. Hiç kimsenin bor madeniyle ilgilendiği falan yok. Ne yaptığı ne ürettiği bilinmeyen ve herhangi bir sözleşme ve tahsis olmaksızın üniversitenin depolarına yerleşen Anadolu Bor Vakfı’nın üç kuruş beş paralık laboratuarı da hiç kimsenin umurunda değil.

Asıl mesele FETÖ ve diğer tüm terör örgütleriyle mücadele eden YTÜ Rektörü Sayın Bahri Şahin ve ekibini ortadan kaldırmak ve diğer tüm üniversitelerde olduğu gibi yeni baştan at koşturmak.

Bu arada Sayın Rektör ve ekibinin Yıldız Teknik Üniversitesi’ni uluslararası sıralamada 10 basamak birden yükselttiğini ve Rektör beyin bizzat kendisinin bilime yön veren “100 TÜRK” içerisinde yer aldığını da belirtmekte fayda var.

İşte bundan dolayı YTÜ Rektörü’nün üniversite yerleşkesi önünde kurulacak darağacında idam edilmesi gerekiyor!

Bilimle uğraşması gereken bir Üniversite yönetiminin sinerjisi yalan ve iftiralarla nasıl zayıflatılıyor değil mi?

Ben kendi tarzımda yazıma son vereyim: Yürüyün oradan alçaklar ve çapulcular sürüsü…

 

Dr. Mehmet Hakan SAĞLAM

Bunada Bakın

SİZLER; MUSTAFA KEMAL’İN DEĞİL ASKERLERİ, İTİNİN PİSLİĞİ BİLE OLAMAZSINIZ…

(Article 258 – 05.09.2019) Son dönemde Türkiye’de yaşanan bazı olaylar toplumun giderek kutuplaştığını ve bu …

Bir yorum

  1. Mehmet Kalfalı

    Merhaba Mehmet bey, değerli yazınız ve yorumlarınız için teşekkür ederim. Yıldız Teknik Üniversitesi’ni gündeme getirdiğiniz için de ayrı olarak şükranlarımı sunuyorum. Müsadeniz olursa bu okulun bir öğrencisi olarak ben de fikirlerimi dile getirmek isterim. 3 yılımı doldurduğum Yıldız Teknik Üniversitesi’nin lokomotiflerinden biri olarak sayılabilecek güzide bir bölümde okumaktayım. Ülkemizin çok zor zamanlardan geçtiği kesinlikle doğru, bununla birlikte en çok etkilenen öğrencilerden sayılabilirim; çünkü bölümümüzdeki hocaların birçoğu bu hain planın sahiplerine yakın oldukları düşünülen kişilerdi. Bu sebepten ötürü de çok uzun süre yetersiz akademisyen durumuyla karşı karşıya kaldık. Sözümü çok fazla uzatmak istemeyerek şunu belirtmek istiyorum: “Yıldız Teknik Üniversitesi hiçbir hükümetin üniversitesi olmasın.” Üniversitelerin temel mantığındaki bilim yapma olgusunu bir kenara bırakarak sürekli bir şekilde farklı konularla gündeme gelmekten gerçekten sıkıldım. Sizin de anlattığınız gibi sayın rektör ve ekibi bu kadar büyük bir sorunla deyim yerindeyse göğüs göğüse çarpışırken, üniversitemizde yeni sorunlar türemesin. Tüm “Yeni Türkiye” vatandaşlarının bildiği üzere Yıldız Kampüsü’müz sayın cumhurbaşkanı tarafından kendi bünyesine katılmak isteniyor. Ülkemiz bu kadar büyük sorunlarla uğraşırken bir “Teknik” üniversitenin gücünü zayıflatmak ve bunun için baskı yapmak ne kadar doğrudur bunu da yazmanızı istiyorum. Ülkemi ve cumhurbaşkanımı sevmeme rağmen alınan ve uygulanmaya çalışılan kararlar karşısında hayretler içinde kalıyorum. Yeni bir konu olarak Yıldız Teknik Üniversitesi’nde uzun zamandır “BİLİM” yapılmadığı doğrudur. Bu durumun en çok farkında olan insanlar zaten bugün harekete geçmiştir ve belirli makamlarda (Rektörlük) mücadele etmeye çalışıyorlar. Vaat ettiği HİÇBİR PROJEYİ hayata geçirememesine rağmen inancımı kaybetmemekle beraber ilerleyen yıllarda üniversitemize çok daha fazla hizmet sunacağını düşünüyorum. Bir farklı konu olarak da Türkiye’deki üniversitelerdeki patent konusunun ne kadar vahim olduğundan bahsetmiştiniz. Bütün Türkiye’de gündem olması gerekirken ben bunu bugün duydum. Bu kadar hassas ve acil bir konunun 3. sayfa haberi olmaktan öteye geçememesinin asıl sebebi siyaset yapan güzide yöneticilerimizin sürekli ve yersiz bir şekilde gündemi işgal etme hevesleridir. Buna sayın cumhurbaşkanımız da dahil. Türkiye’de siyasetin de büyük bir hayal kırıklığı olduğunu ve insanların gözünü boyamaktan ibaret bir yapıda gerçekleştiğini eminim ki siz benden daha iyi biliyorsunuzdur. Sizden ricam bugün siyasi bir oluşumun bir insanı ve kurumu yıpratma çabasını gözler önüne serdiğiniz gibi yarın da devlet büyüklerimizin nefret dolu söylemlerinin ve hiçbir işe yaramayan açgözlülüklerinin ülkemizdeki bilime bugünkü durumdan daha çok zarar verdiğini dile getirirsiniz. Bizler seçtiğimiz insanları örnek almak istiyoruz, siyasetçiler bilime destek versin ve öğrencilerin ufkunu açsın. Akıllarına hiçbir şey gelmezse bir örnek vermek istiyorum: Bilim ve tekniğin izinden giden ve hayatını bu heyecanla yaşayan bütün alimlerimizi bir konferansta toplasınlar. Yurt dışında birçok akademisyenimiz olduğunu yukarıda siz belirtmiştiniz. Eminim ki Türkiye’nin gücü buna yetecektir. Bence buradan başlayabiliriz. Bunun gerçekleştirilmesi sürecini gözlemek ve sonuca ulaşmasını sağlamak da tam olarak SİZİN görevinizdir. Bunu sağlayın ki yazının sonuna isminizden önce yazdığınız ünvanınızı gönül rahatlığıyla kullanabilin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir