Çarşamba , Haziran 29 2022
Anasayfa / Makaleler / SURİYE ARTIK TÜRKİYE CUMHURİYETİ TOPRAĞIDIR

SURİYE ARTIK TÜRKİYE CUMHURİYETİ TOPRAĞIDIR

(Article 027-08.10.2014)

Başbakan Davutoğlu’nun geçen hafta bir konuşmada dile getirdiği; “2023 yılında Türkiye Cumhuriyeti bir cihan devleti olacaktır” sözü çok ama çok önemli bir açıklamadır. Birçok kişi bu sözün içindeki derin felsefi düşünceyi anlayamadı. Türkiye bu dakikadan sonra artık belli bir hedefe odaklanmıştır. 90 yıldır uyuşturulan ve uyutulan Türkiye artık tarih olmuştur. Türkiye bundan sonra hemen her konuda ve her coğrafyada daha etkin olacaktır. Daha da önemlisi 90 yıldır açık kalan hesaplar birer birer kapatılacaktır. Lozan Anlaşması ve Montrö Sözleşmesi ile Türkiye’nin ayağına geçirilen prangalar kopartılacak, yeni sınır düzenlemeleri yapılacaktır. Kopartılan aileler, ayrılan halklar tekrardan bir araya getirilecek yeni bir Ortadoğu kurulacaktır.

Musul, Kerkük, Halep, Şam, Hama, Humus, Lazkiye, Rakka, Haseke ve daha birçok bölge Türkiye coğrafyasına katılacaktır. Ortadoğu’nun diktatoryal devletleri domino taşı gibi birer birer devrilecek, Mısır, Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt, Katar, Yemen, Ürdün, Filistin gibi yapay ve suni devletlerin tamamı önümüzdeki 20-25 yıl içerisinde tarih sahnesinden silinip gidecektir. Yakın gelecekte bu coğrafyada içişlerinde bağımsız dışişlerinde Türkiye’ye bağlı çok sayıda otonom devletler görebiliriz.

Türkiye için ilk hedef Misak-ı Milli’nin tamamlanmasıdır. İngilizlerin ayak oyunları ve İsmet İnönü gibiler sayesinde Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında kalan birçok toprak parçası tekrardan aslına dönecektir.

Suriye ile Türkiye arasında son dört yıldan beri yaşanan sorunlar, 90 yıl boyunca kimsenin dikkatini çekmeyen ve bilerek unutturulan bazı topraklarımızı tekrardan gündeme taşımamı gerektirdi. Fransa ile Ankara Hükümeti arasında 1921 yılında imzalanan Ankara Anlaşması, birçok bilinmeyeni barındırmaktadır. 13 maddelik bu anlaşma basit olduğu kadar her iki taraf açısından da ilkler niteliğindedir. Öncelikle bu anlaşma Ankara Hükümeti’nin yabancı bir Batılı devletle imzaladığı ilk anlaşma olup, en azından o yıllarda güney sınırlarımızın savaş tehdidinden arındırılması gayesini gütmekteydi.

Sykes-Picot Anlaşması ile Osmanlı topraklarını paylaşma sevdasına düşen Rusya, İngiltere ve Fransa, bugün Suriye olarak isimlendirilen ama aslında Halep ve Şam vilayetlerini kapsayan topraklarımızı Fransa’ya, Musul, Bağdat ve Basra vilayetlerimizi de İngilizlere vermeyi hedeflemişti. Anadolu’da devam eden Kurtuluş mücadelesi esnasında 1921 Ankara Anlaşması’nın içeriğine “Süleyman Şah Türbesi dışındaki hiçbir yer açıkça yerleştirilmedi. Ancak bu anlaşmanın 13. maddesi çok korkunç bir gerçeği saklamaktadır. İlk okunduğunda çok basit ve insani bir gereklilik gibi görülen bu madde, aslında Halep ve Şam vilayetlerimiz içerisinde Türk vatandaşlarına ait olan ve vergisel açıdan Türkiye Cumhuriyeti devletinin hüküm ve tasarrufu altında bulunan milyonlarca dönüm arazinin mülkiyetini izah etmekteydi. 1921 Ankara Anlaşması’nın 13. maddesinde tarif edilen araziler bugün çoklukla Osmanlı Devleti’nin Halep ve Şam vilayetleri içerisinde kalmakta olup, milyonlarca dönüm araziden oluşmaktadır. Bu araziler bugünkü Suriye’nin Halep, Şam, Hama, Humus, Rakka, Deyr-uz Zor, Haseke, İdlib, Lazkiye ve Tartus vilayetlerini kapsamaktadır. Cumhuriyet’in kuruluşunu takiben bu sorun ara sıra gündeme gelmiş ancak sonraları kişiliksiz idarecilerin de etkisiyle unutulup gitmiştir. Bu sürecin geçmişini ve hangi merhalelerden geçerek bugünlere intikal ettiğini size aktarmak istiyorum.

20 Ekim 1921. Bir yıl önce kurulan Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Fransa temsilcisi Franklin Bouillon ile Halep ve Şam vilayetlerimizin elimizden çıkışına ilişkin anlaşmayı Ankara’da imzalıyor. Anlaşmanın tüm maddeleri aşağıda şekildedir;

Madde 1) Her iki taraf işbu anlaşmanın imzalanmasından itibaren aralarında harbin sona ereceğini bildirirler. Ordular, mülki memurlar, ahali keyfiyetten derhal haberdar edilecektirler.

Madde 2) İşbu anlaşmanın imzasını müteakip, her iki tarafın harp esirleriyle mevkuf veya mahbus Türk, Fransız bütün şahıslar serbest bırakılacak ve kendilerini, tevkif eden taraf yol masrafını ödeyerek gösterilecek en yakın şehre gönderilecektir.

Madde 3) İşbu anlaşmanın imzasından başlayarak, en geç iki ay içinde Fransız kıtaları 8. maddede de yazılı hattın güneyine ve Türk kıtaları da kuzeyine çekileceklerdir.

Madde 4) 3. maddede belirtilen müddet zarfında seçilecek bir karma komisyon bu maddenin ne şekilde tatbik olunacağını tespit edecektir.

Madde 5) Her iki taraf boşaltılan arazide, buranın işgalini müteakip genel af ilan edecektir.

Madde 6) Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Misak-ı Milli’de açıkça tanınan azınlıklar haklarının, bu hususta müttefikler ile bunların düşmanları ve bazı dostlar arasında yapılmış mukavelelerdeki esaslara dayanarak, kendi tarafından teyit olunacağını bildirir.

Madde 7) İskenderun Bölgesi (Hatay) için özel bir idare usulü tesis olunacaktır. Bu mıntıkanın Türk ırkından olan ahalisi kültürlerinin inkişafı için her türlü teşkilattan faydalanacaklardır. Türk lisanı orada resmi dil olacaktır.

Madde 8) 3. maddede zikredilen hat: İskenderun Körfezi’nde Payas’tan başlayarak Meydan-ı Ekbez-Kilis-Çobanbeyli istasyonuna gidecek ve demiryolu Türkiye’de kalmak üzere Çobanbeyli’den Nusaybin’e varacaktır. Payas ile Meydan-ı Ekbez ve Çobanbeyli istasyonları Suriye’de kalacaktır. İşbu anlaşmanın imzasından itibaren bir ay içinde mezkur hattı tespit etmek üzere her iki taraf delegelerinden mürekkeb bir komisyon seçilecek ve bu komisyon tespit muamelesine nezaret edecektir.

Madde 9) Osmanlı sülalesinin kurucusu Sultan Osman’ın dedesi Süleyman Şah’ın Caber Kalesi’nde bulunan ve Türk mezarı ismiyle belirli türbesi müştemilatı ile Türkiye’nin malı olacak ve Türkiye oraya muhafızlar koyacak ve Türk bayrağı çekecektir.

Madde 10) Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Pozantı ile Nusaybin arasındaki Bağdat Demiryolu parçasını, Adana ilinde yapılmış bulunan şubelerin işletme hakları ile beraber bütün ticaret ve ulaştırma işlerini Fransa Hükümeti’nin göstereceği bir Fransız grubuna vermesini kabul eder. Türkiye Hükümeti Meydan-ı Ekbez’den Çobanbeyli’ye kadar Suriye arazisinde demiryolu ile askerî ulaştırma yapacaktır.

Madde 11) İşbu anlaşma yürürlüğe girdikten sonra seçilecek bir karma komisyon Türkiye ile Suriye arasındaki gümrük işlerini düzenleyecek, bu işlem yapılıncaya kadar her iki hükümet hareketinde serbest olacaktır.

Madde 12) Türkiye ve Suriye, Kırık suyundan hakkaniyet üzere faydalanacaklardır. Suriye Hükümeti, masrafı kendisine ait olmak üzere Fırat nehrinin Türkiye kısmından su alabilecektir.

Madde 13) Madde 8’de belirtilen hududun her iki tarafında oturan yerli ve yarı göçebe halk buradaki otlaklardan faydalanacak veya emlak, araziye sahip bulunanlar eskisi gibi haklarını kullanmaya devam edeceklerdir. Bunlar işletme ihtiyaçları için serbestce ve hiç bir gümrük veya otlak resmi ve ne de başka bir resim vermeksizin hayvanlarını, araçlarını, tohumlarını ve bitkilerini taşıyabileceklerdir. Bunlara ait vergileri oturdukları memlekette ödemeleri kararlaştırılmıştır.

Şimdi 1921 Ankara Anlaşması’nın 13. maddesini tekrardan dikkatle okuyalım;

Madde 13) Madde 8’de belirtilen hududun her iki tarafında oturan yerli ve yarı göçebe halk buradaki otlaklardan faydalanacak veya emlak, araziye sahip bulunanlar eskisi gibi haklarını kullanmaya devam edeceklerdir. Bunlar işletme ihtiyaçları için serbestçe ve hiçbir gümrük veya otlak resmi ve ne de başka bir resim vermeksizin hayvanlarını, araçlarını, tohumlarını ve bitkilerini taşıyabileceklerdir. Bunlara ait vergileri oturdukları memlekette ödemeleri kararlaştırılmıştır.

Anlaşmanın 13. maddesinin son kısmı çok ama çok önemlidir. Yani, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olup da Suriye’de toprağı, arazisi ve her türlü emlakı bulunan kişiler, Suriye’deki mal varlıkları üzerinde her türlü tasarruf hakkına sahip olabilecek, çalışıp mal ve hizmet üretebilecek ama tek bir kuruş vergi ödemeyecektir. Bu kişiler kazançlarının vergisini sadece Türkiye’ye verecektir.

Neden?

Çünkü bu topraklar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne aittir. Yani Süleyman Şah nasıl bir Türk toprağı ise ve orada Suriye Devleti’nin hiçbir tasarruf hakkı yok ise, bu topraklarda da Suriye hükümetinin tasarruf hakkı yoktur.

Aynı hak Suriye vatandaşı olup da Türkiye tarafında gayrimenkul ve mal varlığı olanlar için de geçerlidir. Şimdi realiteye geçelim. Bugün durum nedir?

Baas rejimi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Suriye tarafındaki topraklarını Ankara Anlaşması’na aykırı olarak 1958’de kamulaştırdı. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları 1958 yılından sonra bu haklarını kullanamaz hale geldi. O vakitten sonra Türkiye bu anlaşmanın gereğinin yerine getirilmesi için hiçbir talepte bulunmadı. Türkiye ise Suriye vatandaşlarının ülkemizde bulunan 60 bin dönümlük toprağını kiraya verip elde ettiği geliri ileride onlara teslim etmek üzere bir emanet hesabında tuttu.

Ankara Anlaşması’nı masaya yatırmanın zamanı gelmiştir. Suriye bağımsızlığını kazanırken Fransa’nın imza attığı tüm anlaşmaları kabul etmiştir. Bu aşamadan sonra Türkiye’nin önünde iki seçenek bulunmaktadır;

1) Türkiye bu sorunu Lahey Adalet Divanı’na taşıyabilir ve söz konusu topraklar fiilen Türkiye Cumhuriyeti’ne geçebilir.

2) Türkiye, Ankara Anlaşması’nın şartlarının Suriye tarafından açıkça ihlal edildiği gerekçesiyle 1921 Ankara Anlaşması’nı geçersiz ilan edip, Halep ve Şam vilayetlerimizin tekrardan kendi topraklarımıza katıldığını dünyaya duyurabilir.

Türkiye 90 yıllık veresiye defterini önüne koyup, eski hesapları kapatmaya başlamak zorundadır. Bugün bizim misafirimiz olan 2 milyon Suriye vatandaşı, bundan 90 yıl önce Devlet-i Aliyye-yi Osmâniyye’nin vatandaşıydı. Bölünmeyi onlar istemedi. O yılların küresel güçleri olan İngiltere ve Fransa ellerine bir cetvel ve gönye alıp Ortadoğu topraklarımızı parselleyip paylaştı. Türkiye’de yaşayan Suriyeliler bugün bir şeyi çok açık ve net şekilde görmektedir. Diktatoryal bir devlette yaşamak yerine, hak ve özgürlüklerin rahatça kullanıldığı bir ülkede yaşamanın farkını artık çok iyi biliyorlar. Yarın Suriye’de her şey düzelse ve bu insanlar kendi memleketlerine geri dönse dahi, artık Suriye hiçbir zaman eski Suriye olmayacaktır. Çünkü artık ne Suriye Eski Suriye’dir, ne de Suriye halkı Eski Suriye halkı.

Pek yakında araç plakalarımızda 82, 83, 84 ve onları takip eden diğer bazı numaraları da görebiliriz. Bu arada Misak-ı Milli sınırlarını da hiç unutmayın. Harita halen eksik

Her şeyin hayırlısı…

Bunada Bakın

SİZLER; MUSTAFA KEMAL’İN DEĞİL ASKERLERİ, İTİNİN PİSLİĞİ BİLE OLAMAZSINIZ…

(Article 258 – 05.09.2019) Son dönemde Türkiye’de yaşanan bazı olaylar toplumun giderek kutuplaştığını ve bu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir