Çarşamba , Haziran 29 2022
Anasayfa / Makaleler / PUTİN OTİSTİKTİR, ERDOĞAN SADİST DİKTATÖR…

PUTİN OTİSTİKTİR, ERDOĞAN SADİST DİKTATÖR…

(Article 136-05.02.2017)

Batılılar son üç beş yıldır Erdoğan ve Putin’e hastalık teşhisi koymakla meşgul. Erdoğan’ın hastalığını teşhis etmek çok kolay oldu ve ona “sadist diktatör” deyip geçtiler. Pentagon bünyesinde çalışan “Office of Net Assessment” adlı düşünce kuruluşu ise Rusya Devlet Başkanı Putin’e “otistik” teşhisi koydu. Rus liderin vücut dilini inceleyerek bu sonuca varıldığını, Putin’in bebeklik döneminde nörolojik sekteye uğradığını iddia ettiler.

Bu iddiaya ne demek gerekir bilmiyorum. Vücut diline bakarak hastalık teşhisi yapan “dangalaklar” sürüsü hakkında söylenecek fazla bir laf yok. Aynı kurum, şimdilerde yeni ABD başkanı ve Muppet Show karakteri Donald Trump’ı analiz etmeye başlamıştır herhalde.

Konu hissiyat ve görmeden yorum yapma meselesine gelince bu olayın bir benzerini Suudi Arabistan’da Medine İslam Üniversitesi Rektörü olan anadan doğma kör Şeyh Abdulaziz bin Baz isimli “süzme bir embesil” de sergilemiş.

Bu “sözde” bilim adamı, Dünya’nın Sakin (dönmediği), Güneş’in Hareketli Olduğuna ve Gezegenlere Çıkmanın İmkânsızlığına Dair Akli ve Hissi Delillerisimli kitabında; “Kim dünyanın yuvarlak olduğunu iddia ederse küfür ve delalete düşmüş olur. Çünkü bu iddia hem Allah’ın, hem Kuran’ın, hem Peygamber’in reddidir. Bunu iddia eden kişi tövbeye davet edilir. Ederse ne alâ! Aksi takdirde kâfir ve dinden dönmüş bir kişi olarak öldürülür ve malı da Müslümanlar’ın hazinesine katılır. Eğer ileri sürdükleri gibi Dünya dönüyor olsaydı ülkeler, dağlar, ağaçlar, nehirler, denizler bir kararda kalmazdı. İnsanlar, batıdaki ülkelerin doğuya, doğudaki ülkelerin batıya kaydığını görürlerdi. Kıble’nin yeri değişir, insanlar kıbleyi tayin edemezlerdi. Velhasıl bu iddia sayması uzun sürecek birçok nedenden dolayı batıldır.” diyor.

Suudi Krallığı Bilimsel Araştırmalar Kurulu Başkanlığı yapan Şeyh Bin Baz’a göre ”Dünya dönmüyor, sabit duruyor, Güneş ise sürekli yer değiştiriyor”. Bunun tersine inanmak ise küfür ve sapkınlık anlamına geliyor. Bu kişiler tövbe etmedikleri takdirde katledilmeleri vacip oluyor, mal ve mülklerinin de kamu hazinesine devredilmesi gerekiyor.

Şeyh Bin Baz’a göre; “Güneş mütemadiyen bir yerden doğuyor, bir yerden batıyor. Eğer dünya dönüyor olsaydı dağlar, ağaçlar, nehirler ve denizler sürekli yer değiştirirdi. Ama gelin görün ki, ne Mekke’deki Nur Dağı, ne de Medine’deki Uhud Dağı yer değiştiriyor. Demek kiDünya dönüyor ama güneş sabit duruyor” diyenler bir sapkınlık içindedir.

Bu arada gözleme dayalı bilimsel iddialar ortaya atan ve 90 yaşında iken 1999’da ölen Şeyh Bin Baz isimli kâfirin “görme engelli” olduğunu da unutmayalım. Şeyh, hem Baş Müftü ve Ulema Kurulu Direktörü hem de Bilimsel Araştırmalar Kurulu Başkanı olduğu için, ibadet ve uzay bağlamında akla takılan her soruyu ona yöneltmek gerekiyordu.

Nitekim Discovery Uzay Mekiği ile 1985 yılında uzaya çıkacak olan Prens Sultan bin Salman da öyle yaptı ve uzayda kıbleyi nasıl bulacağını, nasıl abdest alınacağını, yatsı ve ikindi vakitlerini ne şekilde anlayacağını, yerçekimsiz ortamda nasıl secdeye varılacağını öğrenmek için Şeyh hazretlerinin huzuruna çıktı. Şeyh Efendi, derin dünya görüşü ve engin astronomi bilgisiyle “Uzayda namaz sorun olmaz, çünkü hiçbir şey yeryüzünü terk edemez” diye kestirip attı.

Prens Sultan bin Salman uzaya çıktı ve yörüngedeki görüntüleri Suudi televizyonunda canlı yayınlandı. Prens Sultan, Dünya’ya dönüşünde Taif’te muhteşem bir törenle karşılandı. Amca Fahd, astronot yeğenine Kral Abdulaziz Nişanı’nı taktı, Hava Kuvvetleri’nde “binbaşılık” rütbesine yükseltildi, onuruna geçit resmi düzenlendi, şiirler okundu ve uzay seferi anısına mekikli-uydulu-minareli NASA ve Suudi amblemli pul serisi bastırıldı.

Prens uzayda dünyanın bir top gibi yusyuvarlak olduğunu görmesine gördü ama bu gerçekleri Şeyh Efendi’ye hiçbir zaman anlatamadı. Çünkü; “Dünya yuvarlak” demeye kalksa, Prens’in kendisi bile katledilecek ve malı mülkü Hazine’ye irad kaydedilecekti.

O uzay seferinin üzerinden yaklaşık 33 yıl geçti. Arap dünyası, petrol ve paraya sahip oldu ancak teknolojik gelişme evresine bir türlü geçemedi. (Tablet bilgisayar ve i-Phone kullanımı hariç.)

İslamiyeti sulandırmak, Müslümanlar arasında ayrılık yaratmak amacıyla bir İngiliz projesi olarak 1738’de yaratılan Vahhabilik inancının imamları ise sapkınlık hususunda hiç kimseyle karşılaştırılamaz.

Vahhabiliğin esasları nelerdir?” diye merak edenlerin bu yazıyı okuması, az da olsa Suudiler hakkında bilgi sahibi olmalarına imkân tanıyacaktır.

Sünni Hanefi inancına göre Allahu teâlâ ne Arş’a ne de Kürsü’ye oturmaz; çünkü oturmak insanların sıfatlarındandır. Allahu teâlâ cisim değildir, uzuvlardan da münezzehtir. Yarattıklarına kesinlikle benzemez. Şura suresinin 11. ayetinde açık bir şekilde “O’nun eşi ve benzeri yoktur” denildiği halde, Vahhabiler, Allah’ı “insana” benzeterek ona bir cismi mevcudiyet verirler.

Bunlar daha ne ki? Vahhabilik inancına göre;

  • “Allah Kürsüye oturmuştur.” (Feth-ul-Mecid, Abdurrahman bin Muhammed bin Abdulvahhab. s.256. Darusselam Yayınevi Riyad).
  • Allah hakkında, organ ve cismi reddetmek yanlıştır.(Tenbihat firreddi ala men teevveles-sıfat İbni Baz s.19 Müftülük Genel Başkanlığı. Riyad)
  • Allah, kendisinin suretine benzeyen insanı yarattı.” (Mahmud el-Tuveyciri s.76 Dar el-Liva, Riyad)
  • Âdem ne nebi, ne de resuldür”.(Peygamberlere Cümleten İman etmek, Abdullah bin Yezid, El-Mekteb El-İslami, Beyrut)
  • La ilahe illallahdiye zikretmek bid’at ve şirktir.(Yasak Halkalar, Husam el-Akkad.s .25 Dar el-Sahaba, Tanta)
  • Peygamberin hürmetinedemek caiz değildir.(Et-Tevhid, s.70, Riyad)
  • Şaban ayının 15’ini namaz ve oruçla geçirmek haramdır”.(Et-Tevhid, s.101, Riyad)
  • Dini geceleri kutlamak haramdır”.(Et-Tevhid, s.120, Riyad)
  • “Peygamber kabrinin ziyaretiyle ilgili rivayet edilen hadisler yalandır.” (Et-Tahkik vel İzah li-Kesir min Mesail el-Hac vel-Umre vez-Ziyare, s.89)
  • Hacı olsa da uzaktan Medine’ye Peygamber’in kabrini ziyaret için gelmek haramdır.”(Et-Tahkik vel İzah li-Kesir min Mesail el-Hac vel-Umre vez-Ziyare, s.88, 89, 90)
  • Kabre hurma dalı koymak caiz değildir.”(Fethul Bari’ye yorum 1/320, Dar-ul Maarife)
  • Peygamberin kabri de olsa, kadınların kabir ziyareti büyük günahtır.” (Fetavel Mühimme, s.149–150, Riyad)
  • Peygamberlerin ve Evliyanın ruhlarından şefaat isteyen, bunların mezarını ziyaret edip, bunları vesile ederek dua eden kâfir olur. Kabirde olandan işitmeyenden dua istemek şirktir. Ölü ve uzakta olan diri, işitmez ve cevap vermez. Bunların fayda ve zararları olmaz. Ölmüş peygamberden de bir şey istemek şirktir.”
  • Erkeğin sakalını az da olsa kesmesi haramdır.”(Et-Tahkik vel İzah li-Kesir min Mesail el-Hac vel-Umre vez-Ziyare, s.16)
  • Âdet dönemindeki boşanma geçerli olmaz.”(Fetavel-i Mer’a, s.137, Riyad)
  • Camilere minare yapmak münker iştir.”(Tevcihat-ı İslamiyye, s.123. İslami İşler Bakanlığı Baskısı, Riyad)
  • Kabir başında Kur’an okumak haramdır.”(Tevcihat-ı İslamiyye, s.137. İslami İşler Bakanlığı Baskısı, Riyad)
  • Boyna dua ve âyet asmak haramdır.”(Fetavel-i Mühimme, s.110–111, Riyad)
  • Tesbih kullanmak bid’attır.”(El Hediye-tüs Sünniye, s.47 Mısır)
  • “Allahü teâlâ için adak yapmak ve hayvan kesmek ve bunların etlerini fakirlere dağıtıp, sevaplarını Peygamberlere ve Evliyaya hediye etmek şirktir.”  

Bir diğer Vahhabi İmam Dr. Ahmad Al-Mub’i ise insanın kanını donduran başka fetvaları birbiri peşi sıra döktürüyor; “Evlilik iki şeyden ibarettir: İlki aralarında kontrat olması. Bu evliliğin ilk şartıdır. İkincisi ise karınızla seks yapmanızdır. Evliliğe girmek için minimum bir yaş yoktur. Bir yaşındaki bir kızla bile evliliğe girebilirsin. 7-8-9  yaşındaki kızlardan bahsetmeye bile gerek yok. Bu bir rıza anlaşmasıdır. Veli genelde baba olmalıdır. Çünkü baba kararı zorunludur. Böylelikle kız, kadın olmuş olur. Ama kız seks için hazır mıdır, ilk seferinde ilişkiye girmenin doğru yaşı nedir? Bu çevre ve geleneklere bağlı olmak üzere değişir. Yemen’deki kızlar 9-10-11 ya da 13 yaşında evlenirken diğer ülkelerde 16 olabilmektedir. Bazı ülkelerde kızların 18 yaşına gelmeden ilişkiye girmeleri kanunla yasaklanmıştır.”

Bu “imam bozması” insan aklının kabul etmesi mümkün olmayan tezlerini sıralarken, bir de hiç çekinmeden Hz. Muhammed’i referans gösteriyor; “Hz. Muhammed izlediğimiz bir modeldir. Hz. Ayşe’yi 6 yaşında kadını olarak aldı. Fakat 9 yaşında iken onunla ilişkiye girdi. Hz. Muhammed’i modelimiz olarak görüyoruz. Eğer veli baba ise ve uygun bir ortamda evlenilmişse bu evlilik geçerlidir. İnsanlar kendilerini çeşitli koşullar altında bulabilmektedir. Örnek olarak; 2-3 hatta 4 kızı olan -ki hiç karısı olmasın- ve bir yolculuğa çıkmak zorunda kalsın. Kızını böyle bir durumda evlendirse iyi değil mi? Onu koruyacak ve destekleyecek ve uygun bir yaşa geldiğinde onunla ilişkiye girecek. Bütün erkeklerin azılı kurtlar olduğunu kim söylüyor?” diyerek sözlerine kendince mantıklı bir açıklama da getiriyor.

Halbuki cahiliye dönemi Arapları, genel itibarıyla buluğ çağına gelinceye dek kız çocuklarının yaşlarını tutmazlardı. Kız çocuklarını büyütenler, çocukları buluğa erdiğinde Daru’n-Nedve‘de bir tören düzenler ve kızlarının artık büyüdüğünü –evlilik çağının geldiğini- halka ilan ederlerdi. Bu uygulamaya göre; “Hz. Ayşe’nin 9 yaşında evlendiği” iddiası, aslında onun “9 yıldır ay hali görüyor” olduğunu, bu durumda da Hz. Ayşe validemizin 18 yaşında bir genç kız olarak evlendiğini ortaya koymaktadır.

Vahhabiler, Osmanlıya isyan edip 1805’te Medine’yi, 1806’da Mekke’yi ele geçirdiklerinde bu uyduruk mezheplerinin inancı gereği bütün mezarları dümdüz etti. Medine’de Baki Mezarlığı‘nın taşlarıyla kaleler yapıp, o zamana kadar bilinen tüm İslam büyüklerinin mezarlarını tahrip ettiler. Vahhabiler, yanında türbe bulunan mescitleri dahi yok ettiler. Bu yüzden onlara “mabed yıkıcıları” adını verenler oldu. Bu yıkım sürecinden sadece Makam-ı İbrahim, Mescid-i Nebevî, Kâbe ve Peygamber Efendimiz’in türbesi Ravza-yı Mutahhara kurtuldu.

Vahhabilerin icraatlarını anlata anlata bitirebilmek mümkün değil, onun için şimdi esas meseleye gelelim.

Yazımın başında da ifade ettiğim gibi Rusya Devlet Başkanı Putin’e yönelik çok ciddi bir algı operasyonu yürütülüyor ve Rus halkı nezdinde itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Tıpkı Davos’daki “One Minute” çıkışından sonra Recep Tayyip Erdoğan aleyhinde yürütüldüğü gibi. Kırım ve Rusya meselesinden dolayı Rusya’yı cezalandırmaya çalışan Batılı liderler ise yaptıkları hiçbir hareketin, aldıkları hiçbir kararın Rusya’yı yolundan çevirmeyeceğini anladı ve hafiften hafiften Rusya’ya yanaşmaya başladı.

Rusya ve Türkiye, Batılıların kendilerine karşı sergilediği ikiyüzlü her girişimin farkında. Kırım ve Ukrayna hadisesinin Rusya’ya öğrettiği tek bir şey varsa o da; Türkiye gibi sağlam bir komşusunun var olduğunu anlamış olması. Türk-Rus ilişkileri bundan sonra hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak ve gittikçe gelişecek.

Rusya ve Türkiye’nin bu coğrafyada oluşturacağı işbirliğini gözlerinizin önüne getirin. Rusya’nın kendi nüfusu 140 milyon. Azerbaycan, Beyaz Rusya, Ermenistan Kazakistan, Kırgızistan, Moldova, Özbekistan, Tacikistan ve Rusya Federasyonu’nu kapsayan Bağımsız Devletler Topluluğu’nun nüfusu yaklaşık 240 milyon iken Türkiye’nin ki 80 milyon. BDT ve Türkiye’nin toplam nüfusu 320 milyon kişi ediyor ki, 28 devletten oluşan Avrupa Birliği’nin toplam nüfusu sadece 503 milyon kişi.

Türkiye’yi 60 yıldan beri AB kapısında bekleten ülkelerin, bize neler kaybettirdiğini düşünebiliyor musunuz?  Türk-Rus işbirliğinin yakın gelecekte derinlik kazanması durumunda, Batı dünyasının asırlar boyu kurmayı beceremediği medeniyetler ittifakını bu coğrafyada bizler pekâla kurabiliriz.

Bu arada İngiltere’nin AB’den kaçarak uzaklaştığını ve hızlıca Türkiye’ye yanaşarak Ortadoğu’da yeniden rol kapmaya çalıştığını da göz ardı etmemek gerekir. Geçen hafta içerisinde Türkiye’ye gelerek Sayın Cumhurbaşkanı’nın huzuruna çıkan İngiltere Başbakanı May ile Papaz kızı Merkel’in Ankara’yı ziyareti hiç de boşuna değil. Üstelik Merkel’in, basın toplantısı sırasında kullandığı “Islamic Terror” ifadesinden dolayı Erdoğan’ın gazabına uğraması da, Almanlar açısından asla unutulamayacak bir “Türkiye Hatırası” olarak tarihteki yerini aldı.

Son 10 yıl içerisinde Erdoğan ve Putin ile uğraşan tüm Batılı liderlerin, tarih sahnesinden birer birer silinip yok olduklarını da lütfen unutmayın.

Putin ve Erdoğan’a saldırmalarının ve sürekli olarak bir şekilde sorunlarla meşgul ettirmelerinin esas nedeni, iki liderin ve dolayısıyla iki ülkenin birbiriyle yakınlaşmasını engellemek.

Batılılar, bu coğrafyanın iki delisine hastalık teşhisi ve yeni yeni isimler koymaya devam etsin, Putin ve Erdoğan ülkelerinin gelecek yüzyıllarını planlama hususunda emin adımlarla ilerliyor.

Fakat ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın neticede; “Su akar yolunu bulur.”

Dr. Mehmet Hakan Sağlam

Bunada Bakın

SİZLER; MUSTAFA KEMAL’İN DEĞİL ASKERLERİ, İTİNİN PİSLİĞİ BİLE OLAMAZSINIZ…

(Article 258 – 05.09.2019) Son dönemde Türkiye’de yaşanan bazı olaylar toplumun giderek kutuplaştığını ve bu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir