Cumartesi , Haziran 25 2022
Anasayfa / Makaleler / PARALEL ALGI VE IŞİD

PARALEL ALGI VE IŞİD

(Article 041-12.11.2014)

Türkiye’nin etrafındaki şer kardeşliğine bir göz atalım. Temelde beş cephe var; ABD, Almanya, İngiltere, İsrail ve kendi malûm hainler kontenjanımız. Buralardan yükselen seslere dikkat kesilelim ve ortak paydalarını bulalım.

Almanya cephesinden Mannheimer Morgen Gazetesi geçenlerde yaptığı bir haberde; “Türkiye’nin IŞİD teröristlerine gösterdiği sempatinin ve teröristleri kullanma sınırının nerede başlayıp nerede bittiği kesin olarak bilinemiyor. IŞİD’e karşı ABD liderliğindeki uluslararası koalisyona Türkiye’nin katılmaya yanaşmaması, (inandırıcı kaynaklardan edinilen bilgilere göre!!!) teröristlerin Haziran ayından bu yana Musul’da ellerinde tuttukları 49 Türk rehineyi serbest bırakmasına gerekçe oluşturdu.” diye yazdı.

Aynı günlerde benzer tarz açıklamalar CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve arkadaşlarının TBMM Başkanlığı’na sunduğu bir önergenin içinde de geçti. Bu önergenin gerekçesinde; “Suriye’yi tehlikeli ve kanlı mezhep savaşına sürükleyen IŞİD isimli terör örgütünün, Türkiye’den destek aldığına dair uzunca bir süredir ulusal ve uluslararası medyada haberlerin yer aldığı, ancak buna karşın hükümetten tatmin edici yanıt gelmediği” belirtildi. Aynı önergede Musul Başkonsolosluğu’nu basan ve 49 personeli rehin alan IŞİD’e yönelik herhangi bir mukabelede bulunulmadığı, bu durumun hükümetin IŞİD’le dolaylı ilişkisini ortaya koyduğu belirtildi.

Alman Mannheimer Morgen Gazetesi’nin haberi ile CHP’li Sezgin Tanrıkulu’nun önergesi ne kadar ortak yanlar içeriyor değil mi? Özellikle güvenilir ve inandırıcı kaynaklar itibarıyla! Sanki karşılıklı olarak pinpon masasında paslaşıyorlar. Birisi yazıyor diğeri emsâl gösteriyor, bir başkası ondan alıntı yapıp referans gösteriyor. Türkiye aleyhinde bu tür asılsız ve yalan haber yazan kişileri alt alta toplasanız 10-15 kişiyi geçmez, ancak ortaya atılan asılsız ve yalan haberler karşılıklı referanslaşmalar yoluyla kartopu gibi büyüyüp bir algı operasyonunun en önemli parçası haline dönüşebiliyor.

IŞİD konusunda yabancı medyada yer alan haberler bunlarla da sınırlı değil. Bu haberlere birbiri peşi sıra göz atmakta fayda var.

Azılı bir Türkiye düşmanı ve PKK sempatizanı olan Claudia Roth, Türkiye’nin IŞİD terör örgütüne desteğini engellemesi hususunda NATO’ya iş düştüğünü dile getirdi ve Kuzey Irak’ta yayın yapan Rudaw’a verdiği söyleşide; Türkiye’nin Suriye politikasının şaibeli olduğunu, Erdoğan’ın Kürtlerin yok olmasını hiç önemsemediğini, Türkiye’nin kendi sınırları üzerinden Suriye’ye silah gönderilmesine izin verdiğini, IŞİD’in Türkiye üzerinden petrol satabilmesinin de olağanüstü bir durum olduğunu iddia etti.

Claudia Roth’un dile getirdiği hususlar Zaman, Today’s Zaman, Radikal, Taraf ve Sözcü gazetelerinde uzunca süredir yer alan yalan haberlerden başka bir şey değildi. Suriye konusunda dünya yüzeyindeki tek tutarlı politika herhalde Türkiye’ye aittir. Türkiye daha ilk günden itibaren Suriye’deki rejim değişikliğinin gerekliliğini ortaya koymuş, savaştan kaçanlara kucak açmıştır. Erdoğan’ın Kürtleri hiç önemsemediği hususu ise Türkiye Kürtlerine yönelik bir mesaj olup Kürt kamuoyunu isyana teşvik niteliği taşımaktadır. Suriye’ye silah gönderilmesi meselesine gelince buna artık kargalar bile gülemiyor, çünkü IŞİD’in elindeki silahların Amerikan, Alman, Çin ve Rus yapımı olduğunu herkes biliyor. IŞİD petrolünün Türkiye tarafından satın alınması konusu ise sadece bir şehir efsanesinden ibaret olup, ne gören var ne duyan. Ayrıca Türkiye’nin IŞİD petrolüne ihtiyacı falan da yok. Her gün milyonlarca varil petrol Kuzey Irak, Kafkasya ve İran üzerinden boru hatlarıyla Türkiye’ye sorunsuz bir şekilde gelirken, IŞİD’in hep topu üç beş bin varillik petrolüyle Türkiye’nin ne işi olabilir ki?

İngiltere cephesinde Türkiye ve Erdoğan aleyhine yayın yapma hususunda oldukça mahir olan Reuters’i de unutmamak lâzım. Gezi Olayları sırasında hükümetin düşmesi için büyük çaba sarf eden Reuters o planı tutmayınca, şimdi Türkiye’yi IŞİD konusunda hedef göstermeye başladı. Reuters haber ajansı (her nedense!) adını açıklamak istemeyen ABD’li bir yetkiliye dayanarak; “Kamuoyu önünde ABD ile işbirliği yaptığını göstermesine rağmen Türkiye’nin ikili oynayarak IŞİD’e moral destek verdiğini, Türkiye’nin mali ve askeri olarak IŞİD’e destek verdiğine dair ellerinde bir kanıt olmadığını, Ankara’nın İslâmcı gruplarla iletişim halinde bulunduğunu, Türkiye’nin IŞİD’e karşı kurulan koalisyonun isteksiz bir üyesi olduğunu, Ankara’nın uluslararası kamuoyu ile aynı safta yer tutmaması halinde tecrit edileceğini” haberleştirdi.

Reuters Haber Ajansı’nın tespitleri oldukça ilginç. IŞİD’in elinde 49 Türk rehine varken Türkiye’nin sergilediği tavırdan rahatsız olanlara bir Türk olarak sadece “yürü git işine” denilir. Türkiye’nin İslâmi gruplarla iletişim halinde olmasından daha doğal bir şey olamaz ki. Bugünkü Irak ve Suriye coğrafyasında yaşayan insanların neredeyse tamamı Osmanlı’nın o topraklardaki bakiyesidir. Türkiye’nin kendi rehinelerini kurtarması Sünni ve Şii gruplarla yapılan görüşmeler neticesinde sağlanmıştır. IŞİD’in elindeki rehinelerin kurtarılması için herhalde Amerikan Anglikan kilisesi ya da Vatikan’daki Papa ile görüşülecek değildi.

Amerika cephesinden The Washington Times yazarı Daniel Pipes ise 18 Haziran 2014 tarihli yazısında; “Ankara IŞİD’e yardım ettiğini inkâr edebilir, ama aksini ispatlayan kanıtlar oldukça yoğundur. Today’s Zaman yazarı Orhan Kemal Cengiz’e göre, Suriye ile en uzun sınıra sahip olduğundan Türkiye’nin desteği ülkeye girip çıkan IŞİD mücahitleri için hayati önem taşıyor, nitekim IŞİD’in müstahkem mevkileri Türkiye’nin sınır bölgelerine yakın yerlerde tesadüfen kümelenmemiştir. Milliyet gazetesi yazarı Kadri Gürsel’e göre ise sınır kontrolleri yok ve geçişler bazen Türk istihbarat servisinin aktif yardımını da gerektiriyor. Aslında Türkler IŞİD’e kolay bir sınır kapısı geçişinden çok daha fazlasını sundu: IŞİD’in fon, lojistik, eğitim ve silahlarının yüklü bir kısmını Türkler sağladı.” diye yazdı.

The Washington Times’ın alıntı yaptığı kişilere bakar mısınız? Bir tanesi paralel medyanın en önemli yayın organı olan ve son bir yıldır Türkiye aleyhine yalan haber üreten Today’s Zaman yazarı Orhan Kemal Cengiz, diğeri ise tam bir AK Parti ve Erdoğan düşmanı Milliyet yazarı Kadri Gürsel. Türkiye aleyhine Avrupa ve ABD kamuoyunda yaratılan bu algı operasyonunun şifrelerini birleştirmekte fayda var. Ankara’nın IŞİD’e yardım ettiğini ispatlayan kanıtlar nerede acaba? Ellerinde gerçekten böyle bir belge olsa, inanın tüm dünya televizyonlarında hiç ara vermeksizin günler boyu yayınlarlar. Ama ellerindeki tek şey; kocaman bir hiç.

Uluslararası arenada Türkiye’yi zora sokmaya yönelik algı operasyonunda CHP’nin rol ve katkısını da hiç küçümsememek lâzım. Nitekim The Washington Times bir başka yazısında; “Muhalefet kanadından bir Türk politikacı Türkiye’nin IŞİD’e petrol sevkiyatları için 800 milyon dolar ödediğini tahmin ettiğini, diğer bir politikacının muvazzaf Türk askerlerinin IŞİD üyelerini eğittikleri ile ilgili bir bilgiyi kamuoyuyla paylaştığını, IŞİD ile yakın bağları olan ve örgütü finanse eden Yasin El Kadı ile Recep Tayyip Erdoğan’ın üç kez bir araya geldiğine” dikkat çekiyor ve soruyor; “Türkiye bu gözü dönmüş aşırılara neden destek veriyor?”

Claudia Roth’un “Türkiye IŞİD petrolünü satın alıyor” iddiasının nereden çıktığını gördünüz mü? Bütün bu yalanları uyduran ve Türkiye’nin dış itibarını ayaklar altına alan bir muhalefet milletvekiliymiş.

Yaklaşık iki aydır Almanya ve İngiltere başta olmak üzere AB ülkelerinde birçok gazetenin haber ve yorum yazılarında, televizyon tartışma programlarında sürekli olarak IŞİD meselesi ele alınıyor. Türkiye kamuoyu ve siyasetinin maalesef uzaktan seyrettiği bu yayınlarda açıkça IŞİD’e destek veren ülke olarak Türkiye’nin adı zikrediliyor. Bu yorumları okuyan veya programları izleyenlerin bilinçaltlarında, “Ortadoğu terörüne destek veren ülke Türkiye’dir” algısı yerleştirilmeye çalışılıyor.

Alman devlet kanalı ARD, Avrupa’dan Suriye ve Irak’a giden IŞİD militanlarının İstanbul Fatih’te gayri resmi bürosunun bulunduğunu öne sürdü. ARD muhabiri Ralph Sina, haber kaynağı olarak Avrupa Birliği Komisyonu üyelerini işaret ederek olayın arkasında sadece Almanya olmadığını göstermeye çalıştı. Alman devlet televizyonu ARD, Gaziantep’te terör örgütü IŞİD için savaşmak üzere gençlerin kampta nasıl örgütlendiklerini ve tel sınırlar üzerinden “kontrolsüz” bir biçimde Suriye ve Kuzey Irak’a nasıl geçtiklerinin görüntülerini yayınladı. Avrupa kamuoyunda, IŞİD’e karşı savaşan PKK kahraman gibi gösterilmeye çalışılırken, Türkiye’nin teröre destek verdiği iddiaları seslendiriliyor.

17 Aralık 2013 Yargı Darbesi’nden medet umanların siyasal iktidarı devirmek için ulusal güvenliği tehdit eden iç ve dış güçlerle işbirliği içine girdiği tartışılmaz bir gerçek. Paralel yapının dış bağlantıları ise herkesin malumu. Erdoğan’dan kurtulmak için hâlâ sokaklar kışkırtılıyor. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın maliyeti, Validebağ’a cami inşaatı ve hatta Yırca’da kesilen zeytin ağaçları bile toplumu kışkırtmak için birer araç olarak kullanılıyor.

Türkiye’ye yönelik karalama kampanyasına Gezi Olaylarından bu yana devam eden New York Times gazetesinin, IŞİD’e Türkiye’den katılımlarla ilgili yaptığı haberinde Erdoğan ve Davutoğlu’nun Hacı Bayram Camii’nden çıkarken çekilen fotoğrafını kullanması büyük tepki çekmişti. New York Times şimdilerde Yeni Türkiye’nin sembolü haline gelen Cumhurbaşkanlığı Sarayı üzerinden Türkiye karşıtı haberler yapmaya başladı.

Sözcü gazetesinden alıntı yapan New York Times, Suriye’den gelen milyonlarca mülteciyi topraklarına kabul eden, bölgede kan akmaması için azami çaba sergileyen ve fakat Ortadoğu’da ABD’nin askeri olmayı kabul etmeyen Türkiye’den duyduğu rahatsızlığı, Cumhurbaşkanlığı Sarayı üzerinden açıkça ortaya koydu. Suriye’den gelen 2 milyonu aşkın mültecinin her türlü ihtiyacını karşılayan Türkiye’nin harcadığı 4,5 milyar dolar tutarındaki parayı görmezden gelip, Cumhurbaşkanlığı Sarayı için harcanan paranın derdine düşen üçüncü sınıf bulvar gazetesi niteliğindeki New York Times’ın yaptığı haberlerle kimlere hizmet ettiği çok açık ortada.

Türkiye aleyhinde yapılan haberlerin temelde üç kaynağı var;

Başta CHP olmak üzere muhalefet milletvekillerince TBMM Başkanlığına sunulan önergeler ve basın açıklamaları,

Zaman, Today’s Zaman, Milliyet, Radikal, Taraf ve Sözcü gazetelerince yayımlanan ve çoğunlukla ismini açıklamak istemeyen kişilere dayandırılarak hazırlanan uydurma haberler,

Yukarıdaki grupların haberlerinden alıntı yapan CNN, The Washington Times, New York Times, Reuters ve çok sayıdaki Alman medya kuruluşu.

Anlayacağınız bu grupların tamamı kendilerince hem çalıyor hem oynuyor. Masa başında uydurma haberler hazırlayıp, televizyon ekranlarında kendi taraftarlarına bunları yutturuyorlar.

Büyük resmi herkes görüp anlamak zorundadır. Türkiye’nin yükselen güç ve itibarı Batılıları rahatsız etmektedir. 30 yıldır ülkenin sinerji kaybına neden olan terör meselesinin Barış ve Kardeşlik Projesi ile bitme aşamasına gelmesi, Batılılar açısından yaşanabilecek en kötü senaryodur. Türk ve Kürtlerin kucaklaşması bugünkü Ortadoğu’nun tüm dengelerini kökünden değiştirecektir. Bir yandan Batılılar, diğer yandan bu sorunun bitmesinden rahatsızlık duyan kendi içyapılarımız el birliği etmişçesine çok büyük bir şer cephesi oluşturmuştur. Ancak gerek Öcalan, gerekse HDP, Kandil ve PKK’nın yurtdışı uzantıları büyük bir ayrışım yaşamaktadır. Bu cephede tutarlı olan ve Barış Projesine sınırsız destek veren tek bir kişi varsa o da Öcalan’ın bizzat kendisidir.

Bugün Ortadoğu’da ateş, kan ve gözyaşının olmadığı tek ülke Türkiye’dir. Türkiye’nin Irak veya Suriye’ye dönüşmesi Batılıların temel arzusudur.

Türkiye, Suriye’deki olası bir kara savaşının içine çekilmek istenmektedir. Böyle bir hata yaptığımız anda Türk tankları Almanya, ABD, İngiltere ve İsrail tarafından IŞİD’in eline verilecek füzelerle birbiri peşi sıra vurulacaktır. Buradaki amaç; Türk ordusunun mevcut saldırı gücünü yok edip zayıflatmaktır. Tıpkı Saddam’ın ordusunu 1991 Körfez Savaşı bahanesiyle bitirdikleri gibi, tıpkı Arap-İsrail Savaşı sırasında Mısır ordusunu Sina’da yok ettikleri gibi, tıpkı Osmanlı ordularını 1917’de Kanal’da, Yemen’de, Basra’da, Filistin’de yok ettikleri gibi. Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’nda yaşadığı hezimet Anadolu’yu savunmasız bırakmış, elde ne silah kalmıştır ne asker. Neticede Anadolu işgal edilmiş ve koca bir İmparatorluk Lozan’da yerden yeksan edilmiştir.

Kürtler ve Türkler bu oyunu birlikte bozacaktır. Türk-Kürt birlikteliği Ortadoğu’nun kapılarını tekrardan bize açacak, Lozan’ın intikamını almamıza imkân sağlayacaktır.

Oyunlara gelmeyelim, gün birlik günüdür.

Bunada Bakın

SİZLER; MUSTAFA KEMAL’İN DEĞİL ASKERLERİ, İTİNİN PİSLİĞİ BİLE OLAMAZSINIZ…

(Article 258 – 05.09.2019) Son dönemde Türkiye’de yaşanan bazı olaylar toplumun giderek kutuplaştığını ve bu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir