Cumartesi , Haziran 25 2022
Anasayfa / Makaleler / CUMHURBAŞKANI TERÖRİSTTİR, FETHULLAH GÜLEN VATANSEVER!

CUMHURBAŞKANI TERÖRİSTTİR, FETHULLAH GÜLEN VATANSEVER!

(Article 177-23.06.2017)

Üç günden beri telefonlarım durmak bilmiyor. Son bir hafta içerisinde “Erdoğan Öldürülecek”, “Yeni Bir Darbe Adım Adım Yaklaşıyor” ve son olarak da “Erdoğan’a Yapılacak Darbenin İç ve Dış Gerekçeleri” başlıklı üç makale yayımlamış ve yeni bir darbenin ayak seslerinin ciddi şekilde hissedilmeye başlandığını yazmıştım.

Daha önce dikkat çektiğim bazı hususları üzerine basa basa yinelemek istiyorum. 15 Temmuz 2016 FETÖ darbesinden hemen sonra, ordu ve emniyet başta olmak üzere devletin tüm kurumlarından on binlerce kişi tasfiye edilip tutuklandı. Ancak FETÖ mensupları devlet kurumlarından tasfiye edilirken, ikinci ve daha büyük bir tehlike göz ardı edildi.

FETÖ mensuplarının tasfiyesi, ordu içerisindeki Ulusalcı, Kemalist NATO’cu grupları güçlendirdi. Ordunun “İttihat Terakkici” yapısını oluşturan ve ülkeyi “babalarının tapulu malı” olarak gören bu gruplar, şimdilerde derinden derine safları sıklaştırıyor. 15 Temmuz darbesinin yarattığı rüzgârı arkalarına alarak yelkenlerini şişirdikçe şişiriyorlar.

Bugün İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 274 sanıklı Ergenekon davası yeniden görülmeye başlandı.  12 Temmuz 2007’de Ümraniye’de bir gecekonduda bulunduğu söylenen 27 el bombasıyla başlayan bu dava, kısa zamanda yüzlerce ordu mensubunun tutuklanmasıyla sonuçlandı. İrticayla Mücadele Eylem Planı Davası, Şile Kazıları, İnternet Andıcı Davası, İlker Başbuğ Davası, Danıştay Saldırısı Davası, Cumhuriyet Gazetesi Molotof Davası başta olmak üzere 20 civarında iddianame Ergenekon davasıyla birleştirilmişti.

FETÖ mensubu savcılar tarafından çorbaya dönüştürülen Ergenekon davasında amaç, Ulusalcı, Kemalist ve NATO’cu üst düzey komutanları ve subayları tutuklatmak suretiyle ordu içindeki FETÖ mensuplarını komuta kademesine kaydırmaktı. Öyle de oldu.

Ergenekon davası esas itibarıyla bir kumpas davası olmakla beraber, özü itibarıyla çok da yanlış değildir. Ordu içindeki Ulusalcı ve Kemalistlerin, gerek Necmettin Erbakan gerekse Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde hükümetleri açıkça tehdit ettiği, Sincan’da tank yürüttükleri, internet andıcı yayınlattıkları yalan mıdır?

Bugün ordu içinde etkinliğini arttıran Ulusalcı-Kemalist yapılar, kamuoyu nezdinde henüz bağışlanmamış ve ibra edilmemiş iken, Sayın Erdoğan’ın bu türden darbe sevdalısı komutan ve subaylara sırtını dönmesi çok büyük risktir.

Metal yorgunluğu meselesi…

AK Parti’nin il-ilçe teşkilatlarında görev yapanların bile AK Parti’yi eleştirmeye başladığı bir süreçten geçiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı, AK Parti’deki metal yorgunluğunu dile getiriyor ancak, bu yorgunluk Sayın Cumhurbaşkanı’nın etrafındaki kişiler içinde geçerli.

Kamuoyunun yakından tanıdığı değerli bir dostum bugün beni aradı ve FETÖ abisi olarak bilinen birisinin, daha yeni Milli Eğitim Bakanlığı’nda çok önemli bir birime Genel Müdür olarak atandığını söyledi. FETÖ mensuplarının mahkemelerde verdiği ifadeler, mahkemelerin FETÖ mensuplarına verdiği komik cezalar, şartlı tahliyeler, denetimli serbestlik kararları, terör örgütü mensuplarının menkul ve gayrimenkul malları üzerindeki tedbirlerin kaldırılmasına yönelik mahkeme kararlarını gördükçe korku ve endişelerim daha da artmaya başladı.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın etrafını örümcek ağı gibi saranlar, “bazı kişilerin ve bazı bilgilerin” ona ulaşmasını bilinçli olarak engelliyor. Darbecilere karşı oldukça esnek ve yumuşak davranan mahkemeler, vatandaşı canından bezdiren bakanlıklar ve bürokratlar, FETÖ ile mücadele bahanesiyle savsaklanan işler, dünyanın en çapsız ve kalitesiz muhalefet partisi ve hemen her gün “SON DAKİKA!” sloganıyla ekranlara düşen yeni bir olay, Cumhurbaşkanı başta olmak üzere, bu ülkenin beka ve geleceği için menfaatsiz mücadele veren bizler gibi bir avuç insanı ümitsizliğe sevk ediyor.

Kur’an-ı Kerim’in Hud Suresi’nin 112’nci ayeti; “Emrolduğun gibi dosdoğru ol!” (Festekim kemâ umirte) şeklindedir. Etrafınızda bu ayete uyan ve riayet eden kaç kişi var?

AK Parti’nin 2002 vizyonundan zerre kadar eser kalmadığı bir gerçek. 1983 yılında kurulan Anavatan Partisi Türkiye’de çok ciddi değişimlere imza atmış, ancak özellikle Mesut Yılmaz’ın parti genel başkanı olduğu 1991 sonrasında “komisyoncu, müteahhit ve rantiyeci” partisi konumuna gelip sonrasında yok olup gitmişti. FETÖ mensupları için sıkça kullanılan “tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet” kavramının benzeri, bugün maalesef AK Parti mensupları içinde geçerli olmaya başladı.

AK Parti’ye ve daha doğrusu Sayın Erdoğan’a gönül veren insanlar açısından tabanda herhangi bir sakatlık yok. Sıkıntı; ortada. Bugün AK Parti teşkilatlarının neredeyse tamamı “iş bitiricisi, iş takipçisi, komisyoncu” kimliği ile ortalıkta dolaşmakta. Sayın Erdoğan’ın sıkça dile getirdiği “Emrolduğun gibi dosdoğru ol!” ayet-i kerimesine birebir uyan tek bir kesim varsa o da; Erdoğan’a oy veren, darbeye karşı duran Türk halkının kendisidir.

Darbe gecesi telefonlarını kapatıp ortadan kaybolan AK Parti’nin çoğu milletvekili, bakanı, il-ilçe teşkilatlarının yöneticileri ve bürokratların tamamı rüzgâra göre eğilip bükülmekte, “yarın Erdoğan ölüp gider veya iktidardan bir şekilde düşerse kimseyle kötü olmaya gerek yok, gelen ağam giden paşam”  düşüncesiyle çift taraflı oynamaktadır.

Adalet” sloganıyla Ankara’dan yola çıkıp İstanbul’a ulaşan ksanlar yataklarında uyurken gerçekleşecektir.

Darbeciler 15 Temmuz 2016 günü yaptıkları hataları bir daha asla tekrarlamayacak, internet bağlantıları kesilecek, GSM, TV ve radyo kanallarının uydu yayınları ve dijital platformlarına el konulup susturulacak, her sokağın başına bir cemse asker yerleştirilip sokağa çıkma yasağı ilan edilecektir. Tıpkı arşıya gelen Mursi yanlısı ve Mursi karşıtlarının çatışmaları sonrasında Mısır Ordusu’nun iktidara el koyması gibi.

Enis Berberoğlu veya diğer bazı kritik isimlerin, Türkiye’nin 81 vilayetinde başka cezaevi yokmuş gibi İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde tutulmasına ne diyeceksiniz? Cezaevlerinin doluluk durumu dikkate alınarak bu tür isimlerin Kilis, Iğdır, Kozan gibi küçük il veya ilçelerdeki tutukevlerine gönderilmesi daha uygun olmaz mıydı?

Stratejik zekâdan yoksun bir devlet mekanizmasının ayakta kalması mümkün değildir. Lütfen hatırlayın. 15 Temmuz darbesi akamete uğradıktan hemen sonra 4ndan ele geçirilip pasifize edilecek ve nihayetinde kontrol tamamen FETHULLAH GÜLEN’in eline geçecektir.

Üçüncü aşamada; Erdoğan taraftarlarının karşı darbe yapıp Sayın Erdoğan’ı tekrardan iktidara getirmemesi için, başta Cumhurbaşkanı, Başbakan, MİT Müsteşarı ve Genelkurmay Başkanı olmak üzere t%5ik Devletleri, AB ülkeleri, İsviçre, Vatikan, Mısır, BAE ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin vereceğinden emin olabilirsiniz. Üstelik yeni darbe, bu defa insanların ayakta olduğu bir Cuma akşamı değil, muhtemelen herhangi bir Cumartesi veya Pazar günü sabaha karşı saat 03.00 sularında insanlar yataklarında uyurken gerçekleşecektir.

Darbeciler 15 Temmuz 2016 günü yaptıkları hataları bir daha asla tekrarlamayacak, internet bağlantıları kesilecek, GSM, TV ve radyo kanallarının uydu yayınları ve dijital platformlarına el konulup susturulacak, her sokağın başına bir cemse asker yerleştirilip sokağa çıkma yasağı ilan edilecektir. Tıpkı 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 askeri darbelerinde olduğu gibi.

Darbenin evreleri de muhtemelen şu şekilde olacaktır;

İlk aşamada; Cumhurbaşkanı Erdoğan, başbakan, bakanlar, siyasi parti liderleri, MİT müsteşarı, kilit noktadaki bürokratlar, vali ve kaymakamlar, yandaş medya olarak bilinen TV, radyo ve gazete patronları ile gazeteciler gözaltına alınacak ve muhtemelen kimsenin ulaşmaması ve geçmişten ibret alınmasına yönelik mesajlar vermesi amacıyla Yassıada gibi izole bir yerde tutuklu kalacaklardır.

İkinci aşamada; darbeyi yapan Ulusalcı, Kemalist veya NATO’cu gruplar daha ilk andan itibaren devlet içindeki kripto FETÖ mensupları tarafından ele geçirilip pasifize edilecek ve nihayetinde kontrol tamamen FETHULLAH GÜLEN’in eline geçecektir.

Üçüncü aşamada; Erdoğan taraftarlarının karşı darbe yapıp Sayın Erdoğan’ı tekrardan iktidara getirmemesi için, başta Cumhurbaşkanı, Başbakan, MİT Müsteşarı ve Genelkurmay Başkanı olmak üzere tüm önemli isimler ve asıl darbeyi yapan Ulusalcı, Kemalist ve NATO’cu subaylar A’dan Z’ye infaz edilecektir.

Sonra mı?

FETÖ kontrolündeki ordu ilk iş olarak; tutuklu durumdaki tüm FETÖ mensuplarını serbest bırakıp görevlerine iade edecek, sayısız tutuklama ve yargısız infazlar gerçekleştirilecek, İran İslam Devrimi’nden sonra devleti idare etmeye başlayan Devrim Muhafızları gibi cemaatin abla ve abileri, mahrem ve na-mahrem imamları Türkiye’nin tüm kurumlarına yönetici olarak atanacaktır.

Kılıçdaroğlu’nun “Adalet” yürüyüşü, adalet ile uzaktan yakından ilgisi olmayan, CIA, NSA, BND, MI6, DGSE, MOSSAD gibi yabancı istihbarat kurumları tarafından planlanan, FETÖ mensuplarınca finanse edilip desteklenen ve Türkiye’yi adım adım askeri darbeye götüren büyük bir organizasyondur.

“Hoca abartıyor” diyenler olabilir. Ancak unutmayın Türkiye’nin FETÖ ile verdiği mücadele, bir ölüm-kalım mücadelesidir. Kazanan bu devletin sahibi olacaktır. FETÖ mensuplarının, bir halk ayaklanmasından başka beklentisi kalmamıştır. FETÖ’cüler varlarını yoklarını bu işe ayıracak, Erdoğan’ı alt etmek için her türlü yola başvuracaktır. Rus Büyükelçi Karlov’u Ankara’nın göbeğinde rahatlıkla öldüren bu terörist yapı için, Kılıçdaroğlu veya Meral Akşener gibi beşinci sınıf siyasetçilerin kaos ve kriz yaratmak amacıyla öldürülmesi çocuk oyuncağı bir şeydir.

Onu bunu bilmem ama işin sonunda Erdoğan ve benim gibi yazıp çizenler TERÖRİST ilan edilirken, Fethullah Gülen, Zekeriya Öz, Adil Öksüz, Muammer Akkaş, Sadrettin Sarıkaya gibi vatan haini şerefsizler “VATANSEVER” ve “KURTARICI” olarak isimlendirilirse hiç şaşmayın…

Peki ne yapmak lazım?

Bakanlıklara, Emniyet, Ordu ve İstihbarat kurumlarına, gücünü Anayasa’dan alan tüm özerk kuruluşlara, hatta ve hatta dernek ve vakıflara bile sızan Fethullah Gülen mensupları, bünyeden tam olarak temizlenmeden ve bu kişilerin TC kimlik numaraları iptal edilip bir nevi “haymatlos” (vatansız) durumuna düşürülmeden köklü bir temizlikten söz edemeyiz.

Yoksa ne olur?

Biz onları temizlemediğimiz takdirde, onlar bizi temizleyecek.

 

Dr. Mehmet Hakan SAĞLAM

Bunada Bakın

SİZLER; MUSTAFA KEMAL’İN DEĞİL ASKERLERİ, İTİNİN PİSLİĞİ BİLE OLAMAZSINIZ…

(Article 258 – 05.09.2019) Son dönemde Türkiye’de yaşanan bazı olaylar toplumun giderek kutuplaştığını ve bu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir