Cumartesi , Haziran 25 2022
Anasayfa / Makaleler / BİZİM BEYİNSİZ AYDINLARIMIZ…

BİZİM BEYİNSİZ AYDINLARIMIZ…

(Article 087-03.07.2015)

Yunanistan ekonomisi 30 Haziran itibarıyla dibe vurdu ve görünen o ki işler daha da kötüye gidecek. Bundan iki ay kadar önce Yunanistan’da Çipras hükümeti iktidara geldiğinde Hürriyet başta olmak üzere tüm muhalif medya organlarımız Çipras’la yatıp Çipras’la kalkmaya başlamıştı. Ve hatta “böyle kriz düşman başına” diyerek akıllarınca bizlerle dalga geçmişlerdi.
Bugün Yunanistan 1,6 milyar euro tutarındaki borcunu ödeyemediği için temerrüte girdi ve kelimenin tam anlamıyla müflis tüccar pozisyonuna düştü. Merkez ve paralel medya hemen kaleme sarıldı ve Yunanistan’ın borcunun Türkiye tarafından ödenmesi gerektiğini yazmaya başladı. Neden? Çünkü efendim böyle bir şey yaparsak hem dostluğunuzu göstermiş olurmuşuz hem de Sunnilerden başkalarına da yardım yaptığımız hususunda dünyayı ikna edermişiz .
Geçenlerde Youtube da bir film izlemiştim. Mandıranın birinde öküzün bir tanesi boynuzlarını kullanarak kendisini hapseden boyun kilidini açabiliyor ve dahası diğer ineklerin de kilidini açıp fırsattan istifade onların yemini de yiyebiliyordu. Bu öküzün ne kadar zeki olduğunu gördükten sonra artık bazı geri zekalılara “öküz” dememe kararı aldım. Çünkü anladım ki o öküzün beynini gram gram dağıtmaya kalksak, sadece bu öküzden en azından üç beş bin tane Türk aydını yaratabiliriz.
Kendi ülkelerini küçümsemekten, yerin dibine sokmaktan, aşağılamaktan, başka ülkelere gammazlamaktan zevk alan bu embesiller sürüsü, akıllarınca Yunanistan’ı kurtarma gayreti içerisine girmiş. Halbuki düne kadar Türk ekonomisinin çöktüğü üzerine yazılar kaleme alıyorlardı. Şimdi bu aydın geçinen hıyarlara sormak lazım; “Siz hiç hayatınızda üzerinde ‘Made in Greece’ yazan bir ürün gördünüz mü?” Veya “Herhangi bir Yunan şirketinin marka haline gelmiş bir ürününü satın aldınız mı?” diye.
Yunanistan’ın sorunu üretmemek, yan gelip yatmak ve sürekli olarak birilerinin sırtından geçinmek. Kabul etmek lazım bu oyunu bugüne kadar çok güzel oynadılar. Ahmak Almanların parasını yıllar boyu söğüşleyip durdular.
Peki ne oldu da Yunanistan bu duruma düştü? Cevaplar çok çeşitli, ancak kısaca şu şekilde özetleyebiliriz;
Emekli olmuş bir Yunan vatandaşının cebine devlet tarafından 190O Euro para konuluyor. Üstelik bir dönem Türkiye’ de Süleyman Demirel döneminde yapıldığı gibi çoğu insan henüz 35-40 yaşlarında iken emekli edilmiş. Ülkenin sosyal güvenlik sistemi artık bu darbeyi kaldıramaz duruma gelmiş ve neticede iflas etmiş.
İngiliz Daily Mail gazetesi, iflas noktasına gelen Yunanistan’ın 485 milyar Euro’luk borcunun nasıl oluştuğunu araştırmış. Daily Mail’e göre Yunanistan’ı, halkın aç gözlülüğü, savurganlığı ve vergi ödememek için yaptığı sayısız hileler batırmış. Kamu harcamalarının AB fonlarıyla gerçekleştirildiği ülkede 60 bin Yunanlı, 1.6 milyon dolardan daha pahalı evlerde oturup vergi ödememek için ellerinden gelen her türlü oyunu sergilemiş.
Yunanistan Hükümeti 2004 yılında olimpiyatlar için 2.4 milyar dolar harcayarak başkent Atina’ya metro ağı kurmuş ve bu işin tüm finansmanı AB tarafından karşılanmış. Raylı ulaşımın Yunanistan’a maliyeti yıllık 800 milyon doları bulduğu halde, bilet satışlarından sadece 127 milyon dolar toplanabiliyormuş. Neden zarar ediyor biliyor musunuz? Zira insanlar metroya kaçak biniyormuş. Yunanistan’da pastacılar, radyo spikerleri, kuaförler, masörler gibi 600 farliklı meslek grubunda çalışanlar 50 yaşında emekli olabiliyor ve bu kişilere, çalıştıkları dönemde aldıkları maaşın yüzde 95’i kadar emekli maaşı bağkanıyormuş.
İstatistiklere göre 12 milyon nüfuslu Yunanistan’da sadece 5 bin kişi 145 bin doların üzerinde para kazanıyormuş.
60 bin Yunanlı 1.6 milyon dolardan daha fazla değere sahip evlerde yaşadığı halde, helikopterlerle denetim yapan vergi müfettişlerini atlatmak için evlerine yukarıdan bakılınca “görülemeyen” havuzlar inşa ettirmişler. Kifissia bölgesinde havuzu olduğunu beyan eden kişi sayısı 300 iken, gerçek rakamın 20 binin üzerinde olduğu tahmin ediliyormuş.
Vergi veremeyecek kadar yoksul olduğunu beyan eden Yunanlıların kendi evlerinin olduğu, hatta adalarda yazlıkları ve küçük bir tekneleri bulunduğu bile tespit edilmiş. Üstelik bu teknelerin çoğu da yabancı ülkelere kayıtlıymış.
Varlıklı yunanlılar vergi ödememek için yatırımlarını Kıbrıs, Liechtenstein ve Bahamalar gibi vergi cennetlerinde değerlendirmiş.
Bu durumda Çipras’ın paradan ziyade Kemal Kılıçdaroğlu gibi ünlü bir maliye üstadına ihtiyacı var. Ancak Gülhane Parkı’ndaki ceviz ağacı gibi o da bunun farkında değil! Para yerine Kılıçdaroğlu’nu verin deseler tamam da, gıcır gıcır banknotları hırsız Yunanlılara yedirmenin dinen caiz olmadığı kanaatindeyim.
Türkiye 2 milyondan fazla Suriyeliye dört yıldan beri bakıyor ve bu iş için bugüne kadar tamı tamına 6 milyar dolar para harcadı. Bu para Suriyelilere helali hoş olsun. Savaştan kaçan insanlara sahip çıkmak, onları beslemek, barındırmak, okutmak bizim görevimiz. Ama milyonlarca Yunanlıya aylık 1900 euro emekli aylığı ödemek bizim görevimiz değil. Kaldı ki bizim zeka özürlü dangalakların anlamadığı bir başka konu daha var. Yunanistan’ın sorunu 1,6 milyar euro ile bitmiyor ki. Bu para buzdağının sadece görünen ucu. Yunanistan’ın IMF ödemeleri sadece bu aya mahsus değil. Bir sonraki ay, ondan sonraki ay, ondan bir sonraki ay ve hatta sonraki yıllar boyunca da bu durum devam edip gidecek.
Benim babamın sıkça kullandığı bir terim vardır; “Bol bol yiyen pel pel bakar” diye. Yani hesabını bilmeyip bol bol para harcayan kişi, işin sonunda elinde avucunda birşey kalmayınca “parlak ışık tutulmuş tavşan gibi” donup kalır.
İşin ilginç tarafı, iki ay öncesine kadar Türkiye ekonomisinin bittiğini, dibe vurduğunu iddia eden kesimlerin, -ki bunların içinde Hürriyet gazetesinin entel dantel eski genel yayın yönetmeni de var-Türkiye’nin Yunanistan’ a yardım yapması hususunda akıl dağıtmaları. Demek ki Türkiye’nin parası varmış ve demek ki Türkiye ekonomisi batmamış, ve demek ki bu aydın “kırıntılarının” söylediklerinin, yazıp çizdiklerinin tamamı yalanmış, ve demek ki hükümete iftira atmışlar ve demek ki işlerine gelince tükürdüklerini rahatlıkla yalayabiliyorlarmış.
Son bir ayda Türkiye’nin etrafı adeta yangın yerine döndü. Irak ve Suriye’deki PYD ve DAEŞ sorunu gelecek nesillerimizi tehdit eder duruma geldi ve maalesef ülkemiz halen hükümetsiz. Mirgün Cabas gibi kıt beyinli gazeteciler! ise attıkları tweetlerle kurulacak yeni koalisyon hükümetini dizayn etmeye çalışıyorlar. Türkiye’nin güneyinde bir Kürt devleti kurulsun, hatta Türkiye Kürtleri de onlara katılsın, Türkiye yansın! dünya batsın! bunların zerre kadar umurunda değil.
İhanet, hainlik, kalleşlik, düşmanlık, ahlaksızlık, şerefsizlik ve kanı bozukluğun eşsiz örneklerine şahit oluyoruz. Koca Türk tarihinde bu kadar ihaneti birarada gördüğümüz olay sayısı ya bir tanedir ya da hiç yoktur.
Dünyanın herhangi bir köşesinde iki bisikletlinin düz yolda birbirine çarpması haber yapılırken, Doğu dünyasında birbiri peşisıra patlayan bombalar, darbeler, isyanlar haberlere konu bile edilmiyor.
Batılılar için Suriye, Irak, Yemen, Afganistan, Pakistan, Filistin, Mısır ve diğer Müslüman ülkelerde ölen insanların zerre kadar önemi yok. Ama bunu yapan bizleriz. “İnsanlar layık olduğu şekilde yönetilir” sözünü ziyadesiyle hak ediyoruz. Asırlar önce yaşandığı iddia edilen bir hikayeyi size aktarmak isterim;
Vaktiyle Bursa’ da yaşayan bir Müslüman, bugünkü adı “Arap Şükrü” olan muhitte bir çeşme yaptırıp üzerine şu kitabeyi yazdırmış: “Her kula helâl, Müslüman’a haram!..”
O yıllarda Bursa başkent, tabii ortalık hemen karışmış.
İnsanlar bu durumu kadı efendiye şikâyet etmişler. Adam hemen yakalanıp yaka-paça huzûra getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, ahâlisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla!.. Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin sen?..” diye adama çıkışmışlar. Adam:
– “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…” dedikçe kadı efendi kızmış:
– “Ne delili, ne ispatı?.. Sen fitne çıkarıp Müslüman ahâlinin huzurunu kaçırdın, katlin vâciptir!” demiş. Demiş ama, bir yandan da merak edermiş:
– “Nedir gerekçen?..” diye sormuş. Adam:
– “Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Olay Sultan’ın kulağına gitmiş. Adam bu defa yaka paça saraya götürülmüş… Padişah da sinirlenmiş ama gerekçesini o da merak ediyormuş:
– “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl, Müslüman’a haram yazarsın?..” Adam, başı önünde konuşmuş:
– “Delilim vardır Sultanım, lâkin ispat ister.” demiş. Sultan:
– “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?..” diye sorunca, adam:
– “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultânım…” demiş.
Sultan: “ispat et bakalım iddianı” demiş.
Adam; “Sultânım, herhangi bir havradan rasgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın ve bir hafta tutun. Bakın neler olacak…” demiş.
Adamın dediği yapılmış. Bütün Museviler bir olup, “Ne oluyor, bu ne zulüm?.. Biz din adamımıza kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” diye kapıya dayanmışlar. Çevre ülkelerden elçiler bile mektup üstüne mektup getirmiş… Bir hafta dolunca, adam:
– “Sultanım, artık bırakmak zamanıdır” demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler…
Az zaman geçmiş ki, adam:
– “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım” demiş. Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça tutuklanmış. Benzer tepkiler Papaz içinde sergilenmiş. Haftası dolunca o da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… Din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha sıkı şekilde birbirlerine sarılmışlar… Sultan:
– “Bitti mi?..” diye sormuş adama.
– “Sultânım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.
– “Şimdi nedir isteğin?..”
– “Efendim, şimdi Bursa’nın en sevilen, en sözü dinlenilen ve itimat edilen âlimini minberinden alıp tutuklayınız” demiş. Adamın dediğini yapmışlar, Ulucâmi imamını Cuma hutbesinin ortasında yaka-paça alıp götürmüşler…Ve ne olmuş bilin bakalım?..
Bir ALLAH’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz?.. Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibilerinden tek bir kelâm etmedikleri gibi, imamın peşinden giden, arayan-soran da olmamış… Aradan bir hafta geçmiş. İmamı aramadıkları gibi dedikoduya da başlamışlar. Geçen hafta derdest edilen koca âlim için:
– “Biz de onu adam sanıp, hoca bellemiştik…”
– “Kim bilir ne halt etti de tevkif edildi!..”
– “Vah vaah!.. Acırım arkasında kıldığım namazlara…”
– “Sorma, sorma…”
Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:
– “Eee, ne olacak şimdi?.. Adam:
– “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.” demiş. “Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:
– “Sultânım, şimdi siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?..”
Sultan acı acı tebessüm etmiş:
– “Su değil hava bile haram bunlara, hava!..” demiş…
Doğru veya yanlış, hikaye bizi ne kadar güzel anlatıyor değil mi? Bizim olana biz sahip çıkmazsak, birbirimize el verip yardım etmezsek, el oğlundan ne bekleyebilirsiniz ki?
Bugün Londra’dan yazıyorum. Metro’dan çıkarken yürüyen merdivenlerin sağında ve solunda reklam tabelaları gözüme ilişiyor. Bir tanesinde “Little Pink Pig” yazıyor ve altına pembe renkli sevimli bir domuz resmedilmiş. Hristiyanlığa ilişkin semboller, ayetler ve resimler her tarafı doldurmuş. İnsanların boynunda ve kulağında haç sembollü kolye ve küpeler, sokaklarda kendi kiliselerine yardım toplayan insanlar. Hıristiyanlar kendilerini güzel ve sempatik şekilde tanıtırken, müslümanları bu şekilde betimliyor dersiniz? Söyleyeyim. 7-8 yaşındaki kız çocuklarıyla yatıp kalkan, asık suratlı, nefretle bakan sakallı insanlar.
Müslümanların bu kadar çirkin lanse edilmesinin en büyük nedeni bence Suud Vehhabiliği’dir. Hz. Muhammed’in doğup büyüdüğü topraklardan asırlar sonra böylesine sapkın bir mezhep çıkabileceğini ve bu mezhep mensuplarının sahabelerin mezarı başta olmak üzere Müslümanlığın tüm kutsal öğelerini birer birer yok edeceğini kim tahmin edebilirdi ki?
Oyun çok büyük. Bu defa o kadar büyük bir oyun sergileniyor ki hiç kimse kime ve neye hizmet ettiğinin farkında değil.
İnancından dolayı müslüman müslümanı katlediyor!
Kürt de aynı oyunun parçası, Arap da Acem de.
Müslümanlık bitiyor ve hiç olmadığı kadar itibar kaybediyor dostlar. Doğu’da milyonlarca insan petro-dolarlar için öldürülürken, Batılılar başsız kalan islam ülkeleriyle kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyorlar. Amerika ve İngiltere’den izin almadan Ortadoğu coğrafyasında bugün tek bir tane elektrik santrali bile yapamazsınız. Müslüman ülkeler içerisinde kendi başına karar alabilen tek bir ülke varsa o da herhalde Türkiye’dir. Bu durum da Erdoğan’ın liderliğinden kaynaklanmaktadır. Bizim dışımızdaki Ortadoğu ülkeleri maalesef kadersiz ve geleceksiz bir şekilde yaşamaya mecbur bırakılmıştır.
Ülkemizde Türkiye’yi DAEŞ’e destek vermekle suçlayan vatan haini bir zihniyet var. Peki Türkiye niçin hedef ve DAEŞ kime hizmet ediyor? Bunun için DAEŞ’in faaliyetlerine bakmak yeterlidir. Amaç ve hedetif her ülkede farklı.
İlk olarak Suriye’de Esed’e çalışıyorlar. Çünkü sadece muhaliflere karşı savaşıyorlar ve onlardan aldıkları yerleri kısa bir süre sonra Esed rejimine bırakıyorlar.
İkinci olarak Suriye ve Irak’ta PYD için çalışıyorlar. Kobani ve Telabyad’da PYD ile girdikleri çatışmalarda çok net bir şekilde PKK’nın Suriye kolu olan bu terör örgütünün ekmeğine yağ sürüyorlar.
Irak’ta ise Şiilerden çok Sünnileri hedef alıyorlar.
Libya’da ise darbeci General Hafter’in işaret ettiği Trablus hükümetine bağlı güçlerin karargahları bombalanarak meşru hükümet yıpratılıyor.
Mısır’daki destekleri ise şüphesiz Sisi’ye. DAEŞ şimdi Sina Yarımadası’nda ve Sisi’nin güvenlik güçlerine saldırarak İhvan’ın suçlanmasına sebep oluyor.
DAEŞ’in Gazze’deki Hamas yönetimini ve Filistinlileri tehdit etmesinden vazife çıkaran ise şüphesiz İsrail’in kendisi. . Buradan vazifeyi çıkaran ise İsrail oldu, DAEŞ, şimdi Filistin’de özellikle de Hamas’ı hedef alarak, Gazze’yi İsrail’e boğdurmayı amaçlıyor.
Şu bir gerçek; DAEŞ bölgesel ve küresel güçlerin Ortadoğu’ya yerleştirdiği bir maniveladır.
Ve açık bir şekilde Türkiye’nin savunduğu kim varsa onları perişan edip, Türkiye’nin karşısında durduğu zalimleri yüceltiyorlar.
Oyun çok büyük…

Bunada Bakın

SİZLER; MUSTAFA KEMAL’İN DEĞİL ASKERLERİ, İTİNİN PİSLİĞİ BİLE OLAMAZSINIZ…

(Article 258 – 05.09.2019) Son dönemde Türkiye’de yaşanan bazı olaylar toplumun giderek kutuplaştığını ve bu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir