Anasayfa / Makaleler / AK PARTİ’NİN “HALKA KARDEŞLİĞİ” VE ERDOĞAN’IN YAPMASI GEREKENLER…

AK PARTİ’NİN “HALKA KARDEŞLİĞİ” VE ERDOĞAN’IN YAPMASI GEREKENLER…

Paylaş:

Article 247 – 31.03.2019

31 Mart 2019 Belediye Başkanlığı seçimi sonuçlarını görünce bundan 2 yıl önce 7 Haziran 2015 Milletvekilliği Genel Seçimleri’nin hemen sonrasında yazmış olduğum makalem aklıma geldi. Makalemin başlığı; “MİLLİ GÖRÜŞ’ÜN ÇAPSIZ “MERİTOKRATİK” YAPISI BİR YERLERİNE KINA YAKSIN, SAVCI SAYAN’IN EMEKLERİ SİZE HARAM OLSUN” şeklindeydi.

2002 yılında AK Parti’nin iktidara geldiği yılları hatırlayın. Ülkede büyük bir ekonomik kriz ve çöküş yaşanmış, 27 banka kapanmış, binlerce ticari işletme ve sanayi şirketi iflas etmiş, milyonlarca insan işsiz kalmıştı. Ülkenin ulusal parası üzerindeki bol “sıfırlar” dolayısıyla tanınmaz hale gelmiş, Türk insanı kendi ülkesinde gelecek göremediğinden ülkesini terk edip başka ülkelere gitmenin yollarını arar hale gelmişti. İşte o günlerin belirsizliklerle dolu kaotik ortamında, Milli Görüş geleneğinden gelen AK Parti kadroları Türk insanına can simidi gibi göründü ve neticede insanlar AK Parti’yi %34,63 oy oranı ile tek başına iktidara taşıdı. 2004 yılında yapılan milletvekili genel seçimlerinde bu oran %41,67’ye, 2007’de %46,58’e, 2011’de ise %49,90’a yükseldi. Bu yükseliş 7 Haziran 2015 genel seçimlerine kadar kesintisiz devam etti ve nihayetinde bu seçimde oylar birdenbire %40,86’ya geriledi.

Şimdi ilk seçimlerin yapıldığı 2002 yılına geri dönelim. AK Parti Milli Görüş geleneğinden gelen bir parti olarak Refah Partisi ve Saadet Partisi tabanının %15 ilâ %17 arasındaki kemik oyunu arka cebinde zaten taşıyordu. 1994-2001 yılları arasında ülkeyi idare eden ANAP, DYP, DSP, Refah, Saadet ve MHP’li koalisyon hükümetleri, 1999 Marmara Depremi ve sonrasında giderek derinleşen köklü ekonomik sorunların altından kalkamaz hale gelince havlu atmak zorunda kalmıştı. 2002 yılında yapılan genel seçimlerde AK Parti %34,28 oy oranı ile 363 milletvekili çıkarırken, CHP ise %19,39 oy oranı ile 178 milletvekili çıkarmıştı. Türkiye’nin en eski ve köklü partileri ise barajın altında kalmış, hatta bazıları tarih sahnesinden silinip gitmişti. 2002 seçiminde DYP %9,54, MHP %8,36, Genç Parti %7,25 oy alırken, ANAP %5,13, Saadet %2,49, DSP %1,22, BBP %1,02 oy alabilmişti. Bu tabloda bence dikkat çekici en önemli nokta Saadet Partisi’nin aldığı %2,49’luk oy oranıydı. İslami muhafazakâr oylar olduğu gibi AK Parti’nin kemik oyu haline dönüşürken, koalisyon hükümetlerinden bıkan farklı siyasi düşünceye sahip milyonlarca insan AK Parti’nin “geçici” veya “ödünç” oy veren kesimini oluşturmuştu. Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti’si ekonomik ve sosyal konulara ek olarak demokratikleşme hususlarında da başarılı olunca “geçici” veya “ödünç” nitelikteki oylar zamanla “kalıcı” nitelik taşımaya başladı ve zaman içerisinde gelen ilavelerle partiyi %49,90’lara kadar taşıdı. Hatta 2013 Gezi Olayları ve 17/25 Aralık 2013 Yargı ve Emniyet Darbesi bile partinin oyunu geriletmediği gibi, aksine yükselmesine sebep oldu.

AK PARTİ’DEKİ “HALKA KARDEŞLİĞİ” PRENSİBİ…

2011 yılından sonra AK Parti’de görünür bir değişim yaşandı ve parti gittikçe kendi içine kapandı. Milli Görüş kökenli kişiler el üstünde tutulup, hemen her kademe de etkin konuma getirilirken, geri kalan kitleler AK Parti’den dışlandı. Ben bu tutumu kısaca “halka kardeşliği” olarak tanımlıyorum. Bunun ne olduğunu şimdi kısaca anlatacağım.

 

2015 yılında icra edilen 7 Haziran seçimlerinin iki ay kadar öncesinde AK Parti’ye çok yakın bir işadamını ziyarete gitmiştim. Ziyaretim sırasında kendisine; “Sizler kendi içinize gittikçe daha fazla kapanıyorsunuz ve Milli Görüş kökenli olmayan kim varsa onların tamamını dışlıyorsunuz. Ben ilk oyumu 1983 yılında Turgut Özal’ın Anavatan Partisi’ne vermiştim. Sonraki yıllarda diğer partilere oy verdiğim de oldu. Ama ülkemin kısır döngüden kurtulması, ekonomik açıdan zenginleşmesi, itibarının artması, büyüyüp kalkınması için 2002 yılından beri AK Parti’ye oy veriyorum. AK Parti’ye oy vermiş olmam benim Milli Görüş çizgisine yaklaştığım anlamına gelmez, gelmemeli de. Size göre iki türlü AK Partili var. Milli Görüş çizgisinden gelen “gerçek” AK Partililer ve bu görüşe mensup olmayan “sahte” AK Partililer. Bizler sizin deyiminizle AK Parti’ye sonradan “kaynak” olan kişileriz. Amiyane tabirle bizlere “dönme” veya en iyi tabirle şu veya bu sebeple partisini “satıp” AK Partiye gelen kişiler gözüyle bakıyorsunuz. Sizinle bizim genetiğimiz asla uyuşmuyor, dahası bizleri asla kabullenemiyorsunuz. Bunun hatalarını ve sonuçlarını genel seçimlerde çok acı şekilde yaşayacaksınız” dedim. O işadamı benim bu sözlerim üzerine “Öyle şey olur mu Mehmet Bey?” dedi. Ben de neden böyle bir kanıya sahip olduğumu örneklerle izah ettim. “Savcı Sayan’ı nasıl bilirsiniz?” dedim. “İyi biliriz” dedi. “İyi görmeniz benim için herhangi bir anlam ifade etmiyor. Partiye zerre kadar katkısı olmayan lafta AK Partili bir milyon kişiden daha fazla AK Parti felsefesine inanan bu insanı İzmir’den niçin 7. sıraya koydunuz? Savcı Sayan’ın üzerindeki altı kişi ondan daha fazla mı çalışıyor ya da o altı kişinin bilmediğimiz üstün meziyetleri mi var?” diye sordum. Ortaya bariz örnekler koyunca hiçbir şey diyemedi ve “yaptıklarımızın böyle algılandığını hiç düşünmemiştim” dedi.

Sonra tespitlerime devam ettim; “Siz bize aynen şu şekilde davranıyorsunuz; bahçemizde oturabilirsiniz ama oturma odamıza giremezsiniz çünkü siz bizden değilsiniz. Kendi aranızda bile ilginç bir organizasyon yapınız var. AK Parti yönetim sisteminde birbirine geçmiş çeşitli halkalar var. Halkanın merkezinde Sayın Erdoğan bulunuyor. İkinci halkada; partinin ağır topları olarak isimlendirilen ancak kaval bile olamayacak bazı kişiler yer alıyor. Üçüncü halkada bazı işadamları ve kanaat önderleri, dördüncü halkada bazı bakan ve milletvekilleri, beşinci halkada bazı medya patronları ve mensupları, altıncı halkada partinin bazı il ve ilçe teşkilat yöneticileri, yedinci halkada partiyle hiç ilgisi olmayan ancak toplumsal karşılığı olduğuna inanılan bazı sanatçılar, sekiz dokuz ve onuncu halkalar da ise sizinle aynı kanı taşımayan ancak işinize yarayabilecek ve gerektiğinde kullanılabilecek bazı kişiler yer alıyor.  Sizce bu anlattıklarımda yanlış bir nokta var mı? ” diye sordum; “Hayır!” dedi.

Şimdi gelelim 31 Mart seçimlerinin sonucuna. AK Parti, belediye başkan adaylarını belirleme sürecinde onbinlerce kişi arasından güya ince eleyip sık dokuyarak bazı kişileri aday olarak belirledi ve bunları seçime soktu. Ancak bu adayların birkaç istisnası hariç hiç biri seçim süresince maalesef çalışmadı. “Saldım seni çayıra Mevlâm seni kayıra” misali kamuoyunu ikna etme görevi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sırtında kaldı. Bu seçimde kendisine birçok kimse şans bile tanımadığı halde yılmadan, usanmadan ve büyük bir gayretle çalışan bir tek kişi varsa o da SAVCI SAYAN’dır. Savcı Sayan bu seçimde müthiş bir başarı örneği ortaya koydu ve Ağrı’da HDP’yi toprağa gömüp yüksek bir oy oranıyla Belediye Başkanı seçildi. Demek ki neymiş? Savcı Sayan gibi çalışkan ve istekli insanlar aday gösterilseymiş bu seçimin sonucu çok farklı olabilirmiş.

Savcı bey sırtını Sayın Cumhurbaşkanına dayamadı ve Ağrı halkıyla yekvücut olup, dertlerini dinledi, çözüm önerileri sundu ve görünen o ki sorunlarını çözebileceği hususunda Ağrılıları ikna etti.

Gelelim İstanbul ve Ankara’daki bazı belediyelerin içler acısı durumuna. Bu seçim sürecinde çalışan tek bir kişi varsa o da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bizzat kendisidir. Ancak ne İstanbul’da ne de Ankara’da ne de diğer il ve ilçelerde çoğu kimse çalışmadığı gibi tüm yük Erdoğan’ın sırtında kaldı. Küçükçekmece AK Parti’nin elinden çıkarken İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan şahıs Büyükçekmece’yi kazanamadı. Ankara’da MELİH GÖKÇEK gibi bir joker varken, Ankaralının hiç tanımadığı üçüncü sınıf bir aday Ankara Büyükşehir Belediye başkanlığını CHP’ye hediye etti. Adana, Antalya, Ardahan, Artvin, Bilecik, Bolu, Kırşehir CHP’nin eline geçerken, Amasya, Bayburt, Çankırı, Erzincan, Karaman, Kastamonu, Kütahya’da Cumhur ittifakının ortağı MHP üstün çıktı. AK Parti ve MHP’den oluşan CUMHUR İTTİFAKI %52 oy alarak rüştünü ispat etti, Doğu ve Güneydoğu’da bazı şehirler kazanıldı kazanılmasına ama şimdi sıra geldi başarısızlıkları konuşmaya.

Cumhurbaşkanı’nın etrafına çöreklenen ve onu izole eden, belediye başkan adaylarını belirleyen çapsızlara ne diyeceğiz. Bu seçimde partinin başarısız olmasının en önemli nedeni işte bu faktördür. Sonuç ortada. AK Parti yönetim sisteminin ikinci halkasını oluşturan çapsız yapı, öngörüleriyle şapa oturmuştur. Adaylar kötü olunca vatandaş ne yapsın. Alttan bakıyor olmuyor, üstten bakıyor olmuyor. Eski Esenyurt Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu gibi birinin Youtube’a düşen seks kasetleri ve aleyhine yöneltilen çok sayıda yolsuzluk iddiası ortada iken Esenyurt’u kazanabilmek mucize gibi bir şeydi zaten.

Bakan, Milletvekili, Belediye Başkanı, Meclis Üyesi veya partinin herhangi bir biriminde görev alır almaz kendilerini bir matah zanneden, güç zehirlenmesine maruz kalan, halka tepeden bakan, hemen her konuda iş takipçiliği yapan, aşırı zenginleşen yada zenginleştiği izlenimi veren, seçmenine el uzatmayan, derdini dinlemeyen, telefonlarına çıkmayan, sorunlarına çözüm üretmeyen, verdikleri sözleri unutan, derdine derman olmayan kapasitesiz AKP’lilere ne demeli? Bu seçimin kazananı Cumhur İttifakı’dır, Erdoğan’dır, Bahçeli’dir ve daha da önemlisi feraseti yüce Türk halkıdır. Kaybedeni ise yan gelip yatan AKP’lilerdir…

Sayın Erdoğan’ın 31 Mart seçim sonuçlarını önüne alıp inceden inceye değerlendirmesi, hatası olanların tamamını partiden uzaklaştırması ve giderek masonik bir yapılanmaya doğru evrilen AK Parti yönetim sistemindeki “halka kardeşliğine” son verip toplum katmanlarını kucaklaması gerekiyor. AK Parti’nin bir “toplum partisi” haline gelmesi zaten ancak böyle olacaktır.

Olmazsa ne olur? Olmazsa AK Parti’nin sonu ANAP’ın sonu gibi olur.

Dr. Mehmet Hakan SAĞLAM

 

Paylaş:

Bunada Bakın

BİZİM MAHALLENİN VE ÖTEKİ MAHALLENİN MAYMUNLARI…

(Article 254 – 08.05.2019) Bundan dört beş ay kadar önce isminin başına T.C. rumuzu ekleyen …

2 Yorumlar

  1. 2002’den beri hatta belediye başkanlığından bu yana Sn. Erdoğan’ı destekleyen biri olarak bu konuda yazdığınız her cümlenin altına imzamı atarım. Enfes bir yazı. Tebrikler, Selamlar

  2. Helal olsun aynen öyle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.