Çarşamba , Haziran 29 2022
Anasayfa / Makaleler / YENİ TÜRK İMPARATORLUĞU KURULURKEN

YENİ TÜRK İMPARATORLUĞU KURULURKEN

(Article 005-11.08.2014)

Hürriyet gazetesinde bugün bir fotoğraf gözüme ilişti. Erdoğan’ın zaferini kutlayan ve sevinç içerisinde ellerindeki AK Parti ve Türk bayraklarını sallayan başı örtülü ve başı açık genç kızlar. Bir liderin toplumun genelince bu kadar samimi ve içten benimsendiği çok nadir görülür. İnsanlar adeta bir bayram havası içerisinde sandıklara koştu. Tatilde olmalarına rağmen tatillerini yarıda kesip demokrasiye olan bağlılıklarını ispatladı.

Ülkemizde bir kesim var ki bunlar tarif edilemez derecede herşeye muhalif. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ekmelettin İhsanoğlu’na oy veren bazı kişilerin konuşmalarını gözlemledim. Kendisini entel zanneden bir genç diyor ki; “Türkiye İran olmasın diye Ekmelettin”, bir başkası diyor ki; “kadınların başı kapanmasın diye”, İzmirli birisi diyor ki; “içki yasaklanmasın diye”, yine bir başkası; “İsrail ve ABD ile aramız bozulmasın diye, Deniz Feneri Yolsuzluğu kapanmasın diye”.

Meşhur bir fıkra vardır. Karganın biri kilisenin çan kulesindeki haça hergün pisliğini yaparken, Papaz efendi de hergün bunu temizlemek zorunda kalıyormuş. En sonunda papazın canına tak etmiş ve durumu Vatikan’a bildirmiş. Vatikan’dan gelen cevabi yazıda; haçın yanına içi şarap dolu bir tas bırakılması, şarap içen karganın kendinden geçince yakalanıp bir yere kapatılması söylenmiş. Papaz hemen söyleneni yapmış. Sabahleyin karga gelmiş, papazın gözünün içine baka baka bir güzel haçın üzerine pislemiş, ardından gözü tasa ilişmiş, şarabı içince başı dönmüş ve kendinden geçip oraya yığılmış. Papaz hemen çan kulesine çıkmış, haçın yanında yarı baygın yatan kuşu yakalamış ve aylardan beri içinde biriken öfkeyle; “Hıristiyan olsan haça pislemezsin, Müslüman olsan şarap içmezsin, sen neysin?” diye sormuş. Karga, yarı baygın bir şekilde kendine gelir gibi olmuş ve başı hafif yatık vaziyette“ben Türk aydınıyım” demiş.

Kendilerini; “çağdaş, aydın, demokrat, ilerici, ulusalcı, Atatürkçü ve Mustafa Kemal’in askerleri” olarak tanımlayan, her tarafı yakıp yıkan “çapulcu Türk solu” işte böyle bir şey.

Tarifi mümkün olmayan, ne istediğini bilmeyen, amaçsız, hiç bir şeyden zevk almayan ve mutlu olmasını bilmeyen bir gürûh. Basit bir soru; 100 üyeli bir sivil toplum örgütünde sadece beş kişi sağ görüşlü, 95 kişi sol görüşlü ise ve yönetim kurulu üyelikleri için 20 kişi aday olmuş ise kim kimi destekler?

El cevap; solcular asla birbirini desteklemez. “Ben olmuyorsam başkası da olmasın” der ve sağ görüşlü birini yönetime seçer. Meclis’te o kadar adam dururken, Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanı seçilmesinin nedeni işte bu zihniyettir.

Erdoğan bu seçimde birçok ilke imza attı. Yıllardan beri parçalı halde bulunan solu birleştirdi. İkinci ve daha önemlisi MHP, BBP ve Saadet Partisi’nin tabanında bir daha telafisi mümkün olmayacak kaymalara neden oldu. Bugüne kadar öyle veya böyle partisine sahip çıkan ve liderinin peşinden giden insanlar, “bu kadar ahlâksızlık ve ilkesizlik olmaz” diyerek partilerini terk etti ve Erdoğan’a destek verdi. Eminim ki sağ tabanda en büyük oy kopması bu seçimde yaşanmıştır ve bunun arkası da gelecektir.

İstanbul’un Bakırköy, Kadıköy ve Beşiktaş ilçeleri gibi İzmir’in kendisi de garip bir seçmen kitlesine sahip. İzmirliler yıllardan beri sol belediyelerden hiçbir hizmet görmediği halde, işin sonunda gidip yine sol partiye oy veriyor.

Evinin balkonuna kalpaklı Atatürk bayrağı asınca veya sosyal medya hesaplarının başına TC harflerini koyunca kendilerini “lâik, demokrat ve Atatürkçü” zanneden kişilere bazı şeyleri izah etmenin fazla bir anlamı yok. Kadıköy’de arabanızı park edecek yer bulamazsınız, sokaklarda tek bir dikili ağaç göremezsiniz, ilçenin tam ortasından kanalizasyon akar ama bundan hiç kimse gocunmaz. Ne kadar ilginç bir durum değil mi?

“Büyük Türkiye, Rol Modeli Türkiye, Kurgulayıcı Türkiye” kavramlarını bu kişilerin anlamasına imkân yok.

Cumhurbaşkanlığı seçimini daha ilk turda Erdoğan’ın alacağını, Erdoğan’a karşı ittifak içine giren 14 partiden hiç birinin önceki seçimlerde aldıkları oy rakamını bile elde edemeyeceğini önceki yazılarımda kaleme almıştım. Tahminim tuttu ve 14 partinin tamamı bir tane “AK Parti” etmedi.

Şimdi CHP diyor ki; “bu oylar bizim oyumuz, MHP seçmeni zaten AK Parti’ye oy verdi, onun için biz başarılıyız”. Pişkinlipin bu kadarına da pes. Hatalardan ve yanlışlardan ders almadıkları gibi “hezimetten zafer çıkarmaya çalışıyorlar”.

İşin doğrusu; 2002 yılından beri üst üste 9 defa seçim kazanan bir “toplum mühendisi”nin karşısına, aday olarak demans belirtileri sergileyen 70 yaşında birinin konulması yenilgiyi peşinen kabul etmekti.

Türkiye garip bir ülke. “Marmaray’a bineceğime Boğazı yüzer geçerim” diyen gazetecileri, “Erdoğan %52 oy alırsa kendimi yakarım” diyen çiçek sulayıcı siyasetçileri, “Lâik Cumhuriyet için Ekmelettin diyen ateist müzisyenleri, AK Parti seçmenini “hanzolukla” suçlayan yönetmenleri, “bu halktan bir b.k olmaz” diyen parti başkanlarını, sanatçılığı solculukla özdeşleştiren aydınları, terörist ve çapulcularla kol kola eylem yapan milletvekillerini, Başbakan’ın davetine icabet edip sonrasında “ona saydım sayıştırdım” diye sallayan şarkıcı bozuntularını, ülkedeki her yeniliğe karşı çıkan odaları ve meslek gruplarını, devlet içinde devlet kuran imam ve hocaları, Anıtkabir’de “ordu göreve” pankartı taşıyan darbeci rektörleri, birilerinden emir alıp ülkesinin başbakanını ve istihbarat kurumu başkanını tutuklamaya çalışan savcı ve hâkimleri başka hangi ülkede görebilirsiniz ki?

Bu seçim; Yeni Türkiye’nin Eski Türkiye’ye karşı zaferidir.

Bu seçim; kendilerini bir matah zanneden 14 parti liderinin ve yönetim kadrolarının tasfiyesidir.

Bu seçim; haklının ve mazlumun yanında yer alan Güçlü Türkiye’nin miladıdır.

Şu an tüm dünya liderlerinin kıskanarak baktıkları ve izlemeye aldıkları tek bir lider var; 9 defa üst üste seçim kazanan ve girdiği her seçimden oyunu arttırarak çıkan “Erdoğan”.

Batılı ülke üniversitelerinde çok sayıda sosyoloji öğrencisi ve birçok yabancı istihbarat kuruluşu Erdoğan’ın başarıları konusunda tez ve raporlar hazırlıyor. Bu başarının arkasında ne var? Toplum onu niçin beğeniyor? Türk halkı ona neden bu kadar çok güveniyor? Herkes bu soruların cevabını bulmaya çalışıyor. Bazıları ders almak için uğraşırken, bazıları ise “bu başarı nasıl engellenir?” sorusunun yanıtını bulmaya çalışıyor.

Neredeyse her yabancı ülke Türkiye’nin bölgesel güç haline dönüştüğünün farkında. Cem Karaca’nın bildik bir şarkısı vardır; “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında, ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında”

Bölgede yeni bir TÜRK İMPARATORLUĞU doğuyor. Üzücü olan şu ki; bunu tüm dünya anlıyor ama bizim gerici aydınlarımız bir türlü anlamıyor.

 

Bunada Bakın

SİZLER; MUSTAFA KEMAL’İN DEĞİL ASKERLERİ, İTİNİN PİSLİĞİ BİLE OLAMAZSINIZ…

(Article 258 – 05.09.2019) Son dönemde Türkiye’de yaşanan bazı olaylar toplumun giderek kutuplaştığını ve bu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir