Anasayfa / Makaleler / BU KAĞITTA NE YAZIYOR?

BU KAĞITTA NE YAZIYOR?

Paylaş:

(Article 129-09.01.2017)

Son bir haftadan beri FETÖ mensubu oldukları gerekçesiyle memuriyetten uzaklaştırılan devlet memurlarından bazılarının haksız yere işten çıkartıldığına yönelik bazı yazılar kaleme aldım. “Bir dokun bin ah işit” misali yazımın yayınlanmasıyla beraber inanılmaz sayıda mesaj yağmuruna tutuldum ve haksız yere işten atılan insanların sessiz çığlıklarına şahit oldum. Bir bilim insanının, bir sanatkârın, bir sanatçının veya herhangi bir konuda uzmanlaşmış kişinin yaşanan bir vakaya bakış açısı mutlaka birbirinden farklı olur. Sokak ortasında kavgaya tutuşan iki kişiyi izleyen çok sayıda meslek erbabı, bu olaya farklı noktalardan bakacak ve farklı analizlerde bulunacaktır. Şimdi size IQ testlerinde sorulan bir soru tipine örnek vermek istiyorum;

Bir adam yıllar boyu Almanya’da bir bankada çalışmış ve emekli olmasına yakın artık yurda dönmeye karar verdiği gün, “felekten bir gün çalayım” bari deyip bir bara gitmiş… Barda içkisini içerken karşısına çok güzel bir kadın oturmuş. Bizimki kadına hayran kalıp hemen garsonu çağırarak, kâğıda “Tanışabilir miyiz?” mesajını yazdıktan sonra garsonla kadına geri göndermiş.

Kadın kâğıdı almış, okumuş, adama imali bir bakış attıktan sonra kâğıdın arkasına bir şeyler yazıp kâğıdı tekrar adama geri göndermiş. Adam kâğıda bakmış bakmış… Hiçbir şey anlamamış. Yazı ne Almanca, ne İngilizce, ne Fransızca kısacası bilmediği bir başka dile aitmiş. Gitmiş kâğıdı en yakın arkadaşına verip “Bunu bir kadın bana yazdı. Ben anlamadım, ne yazıyor burada?” diye sormuş. Arkadaşı kâğıdı okur okumaz, sakın bir daha beni arama, arkadaşlığımız sona erdi deyip yanından gitmiş…

Adam şaşkın bir halde eve gidip anne babasına “Siz eski insanlarsınız, bilirsiniz, burada ne yazıyor” diye sormuş. Anne babası kâğıdı okuyunca adamı evlatlıktan reddetmişler. Karısına göstermiş, karısı boşanma davası açmış. Adam artık çıldırma noktasına gelmiş. Bunu en iyi doktor anlar, ne de olsa onların yazısı karışık deyip bir doktora gitmiş. Doktor kâğıdı okuyunca çok sakin bir şekilde izin isteyip odasına girmiş, aradan bir iki saat geçmiş, doktor yok… Bizim adam merak edip odaya girince bir bakmış ki doktor tavanda sallanıyor. Kendini asmış.

En sonunda pes etmiş. Bu kâğıt başıma çok işler açtı. Başkasının da hayatını karartmasın diye kâğıdı çalıştığı bankanın kasasına koyup evine gitmiş. O akşam da tesadüf bankaya hırsızlar girmiş. Kasadaki bütün paraları almışlar. Tam kaçacakları sırada hırsızların reisi kâğıdı görmüş, şef kâğıdı okuyunca birden “Çabuk paraları yerine koyun,” demiş ve bütün paraları kasaya geri koyduktan sonra çekip gitmişler.

SORU: Bu kağıtta ne yazıyor?

Sorunun cevabını yazımın ilerleyen kısımlarında vereceğim ancak bakış açısına yönelik bu hikâyeyi şunun için anlattım; bugün Türkiye’de hemen herkes FETÖ olayına odaklanmış, kamu kurumlarından adam atmakla meşgul. Hatta kamu kurumlarının yöneticileri FETÖ mensubu olarak yaftalayıp işten uzaklaştırdıkları personel sayısının çokluğu ile gurur duymakta. FETÖ vakasında bizlere belli bir hikâye anlatılırken, maalesef asıl konudan uzaklaştırılmaktayız.

Şimdi esas meseleye gelelim ve bazı soruların cevaplandırılmasını isteyelim;

Öncelikle Cemaate ait dershaneler meselesini konuşalım. Vakti zamanında bu dershanelerin açılmasını engelleyen herhangi bir kanun var mıydı? Bu dershanelerin açılışına Milli Eğitim Bakanlığı ve Milli Eğitim İl Müdürlükleri izin vermedi mi? Çocuklarını bu dershanelere kaydettirdiği gerekçesiyle kamudan ilişiği kesilen kişilere işlem yapan yöneticiler de kendi çocuklarını bu dershanelere göndermediler mi? Dershanelerin yıllık ücreti örneğin 5000 TL iken, “Zaman Gazetesi abonesi iseniz veya ödemelerinizi Bank Asya kredi kartı ile yaparsanız size %30 indirim yapıyoruz” denildiğinde aile bütçesini ciddi şekilde rahatlatacak böyle bir teklife “hayır” diyebildiniz mi? Dershanelerin oldukça sınırlı sayıda olduğu 1990-2000’li yıllarda çocuğunun iyi bir lise veya üniversite kazanabilmesi için yolu bu Cemaate ait dershanelerden geçmeyen kişi var mıdır?

Şimdi gelelim cemaat üniversitelerine. Bu üniversiteleri YÖK kurmadı mı? Bu üniversitelerin tamamı T.C. yasalarına uygun olarak kurulmadı mı? Bu üniversitelerin rektör ve dekanlarını YÖK atamadı mı? Şu an görevde bulunan veya bulunmayan çok sayıda başbakan, bakan, milletvekili, müsteşar, genel müdür, danışman ve sair devlet adamları ile bürokratlar kendi çocuklarını şu veya bu nedenle Fatih Üniversitesi başta olmak üzere Cemaate ait üniversitelere göndermedi mi? Hatta kendi çocuklarını bu üniversiteye yazdıran birçok kişi “çocuğumuz burada en azından dini bütün yetişir” diyerek eşine dostuna bu eğitim kurumlarını ballandıra ballandıra anlatmadı mı?

Peki bu cemaatle uzaktan yakından ilgisi olmayan ve aldığı üç kuruşluk maaşla ay sonunu getirmeye çalışan “bazı” kişileri, sadece bir bankada kredi kart hesabı bulunduğu veya Zaman gazetesine abone olduğu gerekçesiyle kamudan uzaklaştıran bürokratlar, konu kendileri olunca “işten uzaklaştırma” listelerinin en başına kendi isimlerini yazabildiler mi? Tabi ki HAYIR.

O zaman ne yapmamız gerekiyor? Böyle abuk sabuk gerekçelerle insanların hayatını karartmak yerine, Cemaat ile ilişkisi somut delil ve bulgulara dayalı insanları sistemden uzaklaştırmak gerekmez mi?

Yaranmışlık yapıp birilerinin gözüne girmeye çalışan bazı işgüzarlar maalesef derinden derine AK Parti’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın altını oymaya çalışıyor. Cemaat ile herhangi bir ilişkisi olmayan insanların haksız yere cezalandırılması, işinden kovulup FETÖ mensubu olarak fişlenmesi ve insan içine çıkamayacak duruma düşürülmesi insanların adalet kavramına ve devlete olan inancını zedeleyeceği gibi devlet yöneticilerinin itibarını da kamuoyu nezdinde sıfırlayacaktır.

Şimdi yukarıda anlattığım sorunun cevabını vereyim ve yazımla bağlayayım. Kağıtta ne yazıyor sorusunun cevabı; sorulan sorudaki hikâyenin birebir kendisidir. Ortaya bir hikâye atılarak insanlar asıl sorudan uzaklaştırılmaktadır. Asıl soru; “Bu kağıtta ne yazıyor?” sorusu değil midir? Sınava girenlerin ellerindeki kağıtta yazılı olan her şeyi cevap kağıdına aynen yazması yeterlidir. Başka bir cevap aramaya yoktur.

Dört gün önceki yazımda asimetrik savaşla karşı karşıya bulunduğumuzu yazmış ve göstermelik bazı olaylarla insanların dikkatinin dağıtıldığını, o dikkat dağınıklığı içerisinde hiç de istenilmeyecek olayların toplumun başına musallat edilebileceğini anlatmıştım. Uğur Mumcu cinayeti, Hrant Dink cinayeti, 28 Şubat Süreci gibi olaylar hep dikkat dağıtmaya yönelik olup, bizleri asıl meseleden uzaklaştıran fiil ve eylemler silsilesidir. Uğur Mumcu olayına sadece cinayet cephesinden bakarsak Türkiye’nin en önemli araştırmacı gazetecilerinden birisi aracına bomba konulmak suretiyle öldürülmüştür ve faili de halen bulunamamıştır. Halbuki bu olayda asıl amaç; laik kesimi muhafazakarlara karşı kışkırtmak, toplumu kutuplaştırmaktı. Hrant Dink cinayetinde de çok farklı “arka plan” amaçlar bulunmaktadır. Bugün ortaya çıkan yeni deliller Hrank Dink olayının da FETÖ tarafından planlanıp icra edildiğini, “Türkiye’deki azınlıklar tehdit ve risk altında” görüntüsü yaratmak suretiyle Batılıların Türkiye’ye baskı yapmasını sağlamaktır.

El-Kaide ve DAIŞ terör örgütlerinin eylem ve saldırıları da, tıpkı yukarıdaki sorulan “kağıtta ne yazıyor?” sorusu gibi insanları asıl olaydan uzaklaştırmaktadır. El-Kaide denilen terör örgütünün kökeni Afganistan TALİBAN’ı değil midir? TALİBAN örgütünü ABD’nin CIA teşkilatı kurmamış mıydı? 1979 yılında Afganistan’ı işgal eden Ruslarla mücadele etmesi için onları yıllarca eğitip, en modern silahlarla donatmamış mıydı? Afganistan’da Rus işgali sona erdiğinde bu örgüt işlevini sona erdireceğine yerde, Irak’taki ABD işgalini önleme gerekçesiyle Ortadoğu coğrafyasına girmedi mi?

Peki ABD’nin bizzat kendisi sudan sebeplerle Irak’a girip işgal etmemiş miydi? El-Kaide 11 Eylül 2001 tarihinde New York’ta İkiz Kulelere uçaklarla saldırı yapmış, ABD’de bu eylemin Saddam tarafından organize edildiğini iddia edip Irak’ı işgal etmişti. Bugün Ortadoğu coğrafyasında var olan terör örgütlerinin hemen tamamı “güya” ABD işgalini sona erdirmek ve emperyal güçleri Ortadoğu’dan uzaklaştırmak için burada savaş verdiklerini savunuyor. İlişkilere, bağlantılara ve gerekçelere baktığınızda kimin eli kimin cebinde belli değil gibi görünüyor ama aslında işin aslı öyle değil.

TALİBAN, EL-KAİDE, IŞİD, DAIŞ ve FETÖ örgütleri ile ilgili olarak önümüzde bir anlatı var ve altında da bir soru; Bu kağıtta ne yazıyor?

Bu kağıtta tek bir şey yazıyor; Dünyanın bu yakasında son 40 yıldan beri yaşanan her olayın sorumlusu; CIA ve onun nezdinde Amerika Birleşik Devletleri’nden başkası değildir.

Asimetrik savaş bence olanca hızıyla devam ediyor. Ergenekon ve Balyoz davalarına olur olmaz birçok kişinin katılması bu davalara duyulan güveni ne kadar sarstıysa, FETÖ soruşturmalarında ilgisiz kişilerin görevden uzaklaştırılması da bu Cemaate yönelik operasyonları toplum nezdinde itibarsızlaştıracaktır.

DR.Mehmet Hakan Sağlam

Paylaş:

Bunada Bakın

DOLAR 5 LİRA OLDU OLMASINA DA TÜRKİYE’DE BU KADAR SÜZME O.Ç. HANGİ ARA TÜREDİ?

(Article 242 – 04.08.2018) ABD Başkanının bizzat talimatıyla Türk İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı aleyhine …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir