Cumartesi , Haziran 25 2022
Anasayfa / Makaleler / HUKUKUN 5 METRELİK ÜSTÜNLÜĞÜ

HUKUKUN 5 METRELİK ÜSTÜNLÜĞÜ

(Article 061-03.02.2015)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, bugün Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilen Kadir Özkaya’nın yemin törenine katıldı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bu defa kapıda karşıladı ve yaptığı konuşmada “Artık ülkeyi kurtarma çağrısı yapılan dönemler sona erdi.” dedi. Haşim Kılıç’ın Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde sergilediği tavır herkesin malumudur. Anayasa’nın kendilerine sunduğu müthiş gücü kanlarının son damlasına kadar müdafaa eden Anayasa Mahkemesi üyeleri, bugüne kadar vermiş oldukları haksız ve yersiz kararlarla Türk hukuk tarihinde kendilerine mümtaz bir yer edindiler.

Bugünkü toplantının aslında en dikkat çekici tarafı konuşma yapılan salonun oturma düzeniydi. Anayasa Mahkemesi’nin toplantı salonunda yan yana bardak gibi dizilen ve oturma düzenleriyle başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere tüm misafirler üzerinde heybet, güç ve ihtişam gösterisi yapan Anayasa Mahkemesi üyeleri, cafcaflı cüppeleri içerisinde salondakilere 5 METRE yukarıdan bakıp durdular.

Peki kim bu adamlar? Anayasa’nın tarif ettiği şekilde Anayasa Mahkemesi üyeliğine atanan kişiler. Bu kişilerin görev süresi ne kadar? 2010 yılında gerçekleşen Anayasa değişikliğine göre bu süre 12 yıl ile sınırlı. Ancak bu değişiklik öncesinde atananlar 65 yaşını dolduruncaya kadar görevlerine devam edecek.

Toplantı salonunda kartallar gibi yüksekte oturup “aşağıdakileri” dikkatlice süzen bu zatı muhteremlerin öncelikle oradan indirilmesi gerekmektedir. Türk örf ve adetlerinde kendisinden yaşlı veya üstün bir kişinin karşısında ayağını ayağının üstüne atmak bile ayıptır, saygısızlıktır. Hatta benim kendi memleketimde yaşlı bir kişi çay içerken, daha genç biri ancak su içebilir.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu o salonda misafir sıfatıyla otururken Mahkeme üyelerinin 5 METRE yukarıda kendilerine yer edinmeleri, misafirler karşısında kaykılarak oturmaktan başka bir şey değildir. Çok sık telafuz ediyorum ama Necip Fazıl’ın meşhur dörtlüğü bu duruma o kadar uygun ki; İnsanda yoksa edep, neylesin medrese mektep, okusa alim olsa, yine merkep yine merkep.

Yüksek Mahkeme üyeleri sadece bir günlüğüne edepten nasiplenebilse ve sadece bir gün yükseklerden inip misafirleriyle yan yana oturabilse ne olurdu ki? Ama olmaz. Öyle bir durumda lâik Cumhuriyet’in “yılmaz” bekçileri bir “diktatör”ün karşısında pes etmiş olmazlar mı? Böyle bir durumda maazallah Gezi beyinli Ulusalcı, Çapulcu ve Paralelcilerin hedef tahtasına oturur, Merkez ve Paralel medya tarafından aynı anda “hain” ilân edilirlerdi.

Emekliliğine sayılı günler kalan Anayasa Mahkemesi başkanı Haşim Kılıç’ın kendisinden beklenilmeyecek derecede kibar bir şekilde Erdoğan’ı kapıda karşılayıp tüm şirinliğini sergilemesinin nedeni herhalde emeklilik hayatına güzel bir başlangıç yapmak istemesiydi. İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi mezunu olan Kılıç’ın emeklilik sonrasında mali müşavirlikten başka yapacağı iş herhalde yoktur. Eskiden olsa herhangi bir banka veya holding de yüksek bir maaşla yönetim kurulu üyeliği cepte keklikti. Ancak artık böyle bir durum söz konusu değil. Sayın Başkan konuşmasında: “Anayasa Mahkemesi bireysel başvurular konusunda vermiş olduğu kararlarla bir yandan vatandaşın özgürlük alanını genişletirken başka yandan da hakların teminatı olma konusunda kuvvetli bir gayret sarf etmektedir. İş yükü probleminin asıl kaynağı olan uzun yargılama ve uzun tutukluluk gibi kronik yapısal problemler henüz çözülmemiştir. Mahkememize yapılan başvuruların çoğu adil yargılama hakkı, uzun tutukluluk ve mülkiyet sorunlarıyla ilgili başvurulardır. Davalar makul sürede bitirilememektedir. Bireysel müracaat konusunda artan iş yükü için yargıdaki yapısal problemlerin çözülmesi gerektiğini bir defa daha belirtmek isterim.” dedi.

Anayasa Mahkemesi Başkanı bu konuşmasıyla resmen “Durdu durdu turnayı gözünden vurdu” dedirtti ve hapishanelerde uzun tutukluluktan dolayı yatan insanların var olduğunu, davaların makul sürelerde bitirilmediğini, insanların “hukuk” diye inlediğini sonunda hatırladı. Anayasa Mahkemesi’ne son iki yılda yapılan başvuru sayısı 33 bin 569. Başvuruların önemli bir kısmı da adil yargılama talebi. En büyük sıkıntı ise davaların makul sürede bitirilmemesi. Peki 33 bin 569 kişi “hak, hukuk” diye inim inim inlerken, Hükümet icraatlarını engellemek için CHP başta olmak üzere Barolar, Odalar ve çeşitli meslek kuruluşlarının müracaatlarını jet hızıyla ön sıralara çeken ve kısa sürede sonuçlandıran Anayasa Mahkemesi’ne sade vatandaş ne kadar güveniyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün Adalet Akademisi’nde yaptığı konuşmada tam da bu konuya değindi ve “hukuk” ile “kanun” arasındaki tercihini hukuktan yana kullandı. “Kanun” denilen kurallar silsilesinin iktidara gelecek kişilerin keyfi istekleri doğrultusunda şekillenebileceğini dile getirdi. Bugün Türkiye’nin yaşadığı sıkıntıların temel nedeni işte budur. 27 Mayıs’ta, 12 Eylül’de keyfi şekilde kaleme alınan Anayasa ve onun uzantıları olan çok sayıdaki kanun ve yönetmelik Türkiye’nin önünü kesmektedir.

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, HSYK ve Merkez Bankası gibi anayasal vesayet kurumlarının Anayasa’da kendilerine yer edinmelerinin tek bir nedeni vardır. Hadlerini aşmaları durumunda Hükümetleri engellemek, frenlemek, gerekirse de iktidardan düşürüp uzaklaştırmak. Görevini kötüye kullanan, suistimal eden, görev suçu işleyen herkes mahkemeler karşısında hesabını vermekle mükelleftir. Milletvekilleri, bakanlar, başbakanlar ve hatta cumhurbaşkanları bile kanunlar dairesinde yargılanabilir. Bu ülkede kusur ve hatasından dolayı yargılanamayan ve kusuru cezasız kalan elitlerin başında yargı mensupları gelmektedir.

Anayasa Mahkemesi üyelerinin Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı ve diğer tüm davetlilere 5 METRE yüksekten kasıla kasıla bakmalarının nedeni işte bu “hesap vermeme” imtiyazıdır.

Neyse 7 Haziran’a şurada ne kadar kaldı ki?

Şeyh Edebali Osman Gazi’ye ne diyordu? “Yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar güvende değildir.

Bunada Bakın

SİZLER; MUSTAFA KEMAL’İN DEĞİL ASKERLERİ, İTİNİN PİSLİĞİ BİLE OLAMAZSINIZ…

(Article 258 – 05.09.2019) Son dönemde Türkiye’de yaşanan bazı olaylar toplumun giderek kutuplaştığını ve bu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir