Cumartesi , Haziran 25 2022
Anasayfa / Makaleler / ERDOĞAN VE PUTİN BİR SUİKAST SONUCU ORTADAN KALDIRILMAYA ÇOK YAKIN…

ERDOĞAN VE PUTİN BİR SUİKAST SONUCU ORTADAN KALDIRILMAYA ÇOK YAKIN…

(Article 046-03.12.2014)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye’ye yaptığı kısa ancak çok verimli ziyaret sadece bölgede değil tüm dünyada taşları yerinden oynattı. Doğalgazda fiyat indirimi ve 100 milyar dolarlık ticaret hacmi beklentisi zaten çok önceden konuşulan ve bilinen şeylerdi. Ancak bu gezinin asıl sürpriz açıklamasını Putin bizzat kendi ağzından yaptı ve söz konusu açıklamayı tüm haber ajansları “acil” koduyla abonelerine geçti. Rusya, Güney Akım isimli doğalgaz enerji boru hattı projesinin yapımından vazgeçti ve söz konusu hattın Ukrayna ve Bulgaristan üzerinden değil de Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşacağını söyledi. Önceki yazımda Türkiye’nin stratejik konumuna dikkat çekmiş ve Türkiye’nin öneminin giderek artacağını kaleme almıştım. Bu önemi anlayabilmek için Türkiye’nin bulunduğu lokasyona dikkatle bakmak gerekiyor.

Ortadoğu, Rus ve Kafkas coğrafyası dünya enerji ihtiyacının yaklaşık %65’ini tek başına karşılamaktadır. Bu durum en kötü ihtimalle önümüzdeki 50-60 yıl boyunca da aynı şekilde devam edecektir. Enerjiye en fazla ihtiyaç duyan bölgelerin başında ise Doğu’da Çin, Batı’da ise AB ülkeleri gelmektedir. Bundan 90 yıl önce Osmanlı Devleti’nin sınırları içerisinde yer alan Irak, Suudi Arabistan, Kuveyt, Yemen, BAE gibi petrol üreticisi ülkelerin tamamı Lozan Anlaşması ile bizden koparıldıktan sonra Türklere sadece Anadolu’nun tarım ve hayvancılık yapılabilecek bozkırları bırakılmıştı. Lozan’da ayağına takılan prangayı yıllar boyu kıramayan Türkiye, 2002 sonrasında farklı bir vizyon ve bakış açısıyla köylü toplumu olmayı reddederek enerji konusu başta olmak üzere stratejik yatırımlar yapmaya başladı. Türkiye-İran Doğalgaz Boru Hattı, Şahdeniz Doğalgaz Boru Hattı (Azerbaycan), Trans Hazar Doğalgaz Boru Hattı (Kazakistan ve Türkmenistan), Mavi Akım Doğalgaz Boru Hattı (Rusya), Irak Doğalgaz Boru Hattı, Arap Doğalgaz Boru Hattı (Mısır, Suriye), Türkiye-Yunanistan Doğalgaz Boru Hattı, NABUCCO, TANAP, TAP ve planlanan daha birçok hat.

Daha şimdiden İngiliz basını başta olmak üzere neredeyse tüm Batılı medya grupları ağız birliği etmişçesine Rusya ve Türkiye’nin bu işbirliğini masaya yatırmaya başladı. Putin’in bu hamlesinin Avrupa’ya yönelik bir tepki olduğunu, ancak AB açısından henüz hiçbir şeyin bitmediğini, Rusya’nın yeni değerlendirmelere gideceği yazılmaya başlandı. Olay daha çok taze olduğu için birçok ülke henüz kapsamlı açıklamalar yapmadı. Bu dakikadan sonra bu olayın üç tür yansıması olacaktır. Birincisi bu olaydan direkt olarak etkilenecek ülke medyalarınca çalakalem yazılan kısmen öngörü, kısmen tahmin ve kısmen tehditvari karalamalar, ikincisi ABD ve AB ülkelerinin hükümetlerince basına aksettirilecek haberler, üçüncüsü ise bu ülkelerin istihbarat birimlerince hazırlanmaya başlanan gizli oyunlar ve senaryolar.

İşte bu son kısım çok önemli. Güney Akım enerji boru hattının Ukrayna ve Bulgaristan güzergâhı yerine doğrudan doğruya Rusya’dan çıkıp Türkiye’nin Trakya bölgesinde sonlanması dünyadaki tüm enerji dengelerini alt üst etmiştir. Bu dakikadan sonra oyun düğün Putin ve Erdoğan’ın üzerine oynanacaktır. Lozan’da kendisine “köylü” rolü biçilen Türkiye’nin, Avrupa’nın enerji vanasını elinde tutmasını Batılılar hiç hoş karşılamayacaktır. Gerek Türkiye’de gerekse Rusya’da yeni tezgahlar planlanacak, Gezi Olayları benzeri eylem ve kalkışmaların kat be kat fazlası organize edilecektir. Putin ve Erdoğan’a yönelik fiili suikast tehditlerini saymıyorum bile. 1 Aralık 2014, Putin ve Erdoğan’ın kaleminin kırıldığı tarih olarak işaretlenecektir. Her iki lider için “katli vaciptir” fetvası verilmiştir. Cengiz Çandar tarafından Radikal gazetesinde bugün yayınlanan “Çıkmaz Sokakta Yoldaşlık” başlıklı makale ile New York Times ve BBC tarafından henüz birkaç gün önce yayımlanan “Değerli Yalnızlık” başlıklı makaleler ne kadar benzer değil mi?

Pek yakında Rusya Devlet Başkanı Putin ile Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın SS ve KGB tarzında kendi gizli polis teşkilatlarını kurup muhaliflerini ortadan kaldırdığı ve hatta asit kazanlarında erittiği şeklinde haberler bile görebilirsiniz. “Zurnada peşrev aranmaz” diye bir atasözü vardır. Bu dakikadan sonra her iki liderde tehlike ve tehdit altındadır. 500 milyon nüfuslu Avrupa kıtası ile 1,4 milyar nüfuslu Çin’in ihtiyaç duyduğu enerjinin Türkiye tarafından dünya pazarlarına dağıtılması kabul edilebilir bir durum değildir. Türkiye’yi Avrupa Birliği bünyesine almaktan imtina eden Batılılar, Putin ve Erdoğan’ın basın toplantısında dile getirdiği “Güney Akım’ın güzergâhı Türkiye’ye kaydırıldı” sözünü duyduklarında sanırım ağızlarından tek bir kelime çıkmıştır; “Eyvah!”.

Hem Türkiye hem de Rusya bu aşamadan sonra çok temkinli ve çok akıllı hareket etmek zorundadır. Her iki ülkede tarihlerinde hiç olmadığı kadar birbirine yakınlaşmış, birbirlerinin gücüne güç katmıştır. Kırım ve Ukrayna hadisesinden dolayı ABD’nin oyununa gelmeyen ve Rusya ile ilişkisini bozmayan Türkiye çok doğru hareket etmiş ve bunun neticesini görmüştür. Kırım Türkleri konusunda Erdoğan’ın taleplerini not eden ve kişisel olarak güvenceler veren Putin’de aynı şekilde akıllıca davranmış ve şu an dünyaya açılan en güvenilir kapısı olan Türkiye’nin gönlünü kazanmıştır. İki ülke arasında siyasi ve politik düşünce farklılıklarının olması oldukça normaldir. Ancak stratejik işbirliği ve milli çıkarlar noktasında Türkiye ile Rusya eşit paydalarda buluşmuştur. Dünyanın herhangi bir ülkesinin herhangi bir medya kuruluşu, adını ne koyarsa koysun, ne kadar algı operasyonu yaratırsa yaratsın ne Türkiye açısından ne de Rusya açısından “değerli yalnızlık” diye bir olay söz konusu değildir. Asıl yalnızlık içerisinde olanlar AB ülkelerinin kendileridir. Almanya’nın kuklası haline gelen AB ülkelerinin neredeyse tamamı kendi içsel sorunlarıyla mücadele etmekte, ekonomiden siyasete kadar çeşitli sıkıntılar yaşamaktadır. Uluslararası sermaye hareketliliği ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını çekme noktasında hangi Avrupa ülkesinin cazip olduğu ileri sürülebilir ya da büyüme oranları bakımından hangi Avrupa ülkesinin Türkiye kadar büyüdüğü iddia edilebilir ki? Herkes kendi işine bakacak. Türkiye ve Rusya doğru yapmış, doğru hareket etmiştir. Bundan sonrası Batılıların problemidir.

Erdoğan’ın liderliğindeki Türkiye bu kadar yüksek uluslararası itibar ve güç seviyesinin bir benzerini herhalde Fatih Sultan Mehmet’in Doğu Roma İmparatorluğu’nu tarih sahnesinden silip İstanbul’u fethettiği 1453 yılında görebilmiştir. Bu sinerjiyi devam ettirmenin ve Batı dünyası ile aramızda var olan gelişmişlik farklılığını ortadan kaldırmanın tek yolu Erdoğan’a sahip çıkmaktan geçmektedir.

Bu coğrafyanın delisi olarak sıfatlandırılacak iki tane lider varsa bunlardan birisi Erdoğan’dır, diğeri de Putin. Gorbaçov ve Yeltsin’in tarumar ettiği Sovyet Rusya’yı 10 yıl içerisinde eskisinden daha güçlü duruma getiren Putin’in bir suikasta kurban gittiğini düşünelim. Putin’in olmadığı bir Rusya’nın durumu ne olur? Üç gün içerisinde paramparça olur ve eskisinden çok daha kötü duruma düşer. Yeni oligarklar türer ve tüm köşe başları Batılı kompradorların eline geçer. Allah korusun aynı durumun Erdoğan’ın başına geldiğini düşünelim. Cumhurbaşkanı Erdoğan bir suikast sonucu öldürülse veya zehirlense veya aracı havaya uçurulsa Türkiye’nin durumu ne olur? Ülkede müthiş bir kaos durumu yaşanır, ekonomi allak bullak olur, sermaye kaçışı hızlanır, Türk lirası inanılmaz derecede değer kaybeder, faizler yükselir, yabancı yatırımcılar ülkeyi terk eder, siyasi ve politik istikrar diye bir şey kalmaz ve 2001 öncesi duruma geri döneriz.

Zenginlik çok güzel bir şeydir. Ama zengin olmanın risklerini de göz ardı etmemek gerekir. Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, BAE gibi ülkelerin petrol ve doğalgazı olmasa bu ülkelerde İngiltere, Amerika, Almanya ve Fransa gibi kan emicilerin ne işi olabilir ki? Neredeyse tüm Batılı istihbarat kuruluşlarının Ortadoğu’da konuşlanmasının ve işlerine gelmediği anda petrol üreticisi ülke yönetimlerini alaşağı etmelerinin nedeni işte bu zenginlikten kaynaklanmaktadır.

Şimdi aynı tehlike Rusya ve Türkiye’nin başındadır. Türkiye’nin ne petrolü vardır ne de doğalgazı. Ancak Türkiye şu an itibarıyla Ortadoğu, Rus ve Kafkas coğrafyasının en önemli enerji taşıyıcısı ve dağıtıcısı durumuna gelmiştir. Bu coğrafyadan dünyaya dağıtılacak her metreküp doğalgaz ve her varil petrol artık Türkiye’nin kontrolündedir.

Bu kadar güç ve kudret Türkiye’ye teslim edilebilir mi? Batılıların bundan sonraki esas tartışma konusu bu olacaktır. Ancak şimdilik herkese geçmiş ola.

Bunada Bakın

SİZLER; MUSTAFA KEMAL’İN DEĞİL ASKERLERİ, İTİNİN PİSLİĞİ BİLE OLAMAZSINIZ…

(Article 258 – 05.09.2019) Son dönemde Türkiye’de yaşanan bazı olaylar toplumun giderek kutuplaştığını ve bu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir