Anasayfa / Makaleler / İKİ FİRAVUN, BİR YUNUS…

İKİ FİRAVUN, BİR YUNUS…

(Article 166-21.05.2017)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İbn Haldun Üniversitesi’nin açılış töreninde çok önemli bir hususa değindi ve 28 Şubat sürecinde binlerce nadide eserin İstanbul Üniversitesi yönetimi tarafından çöpe atıldığını söyledi.

Bu olay maalesef doğru, ancak bir kısmı eksik. O günleri çok iyi hatırlıyorum. Kemal Alemdaroğlu İstanbul Üniversitesi Rektörü olduğu sırada, Üniversite’nin tüm kütüphanelerinde kapsamlı bir araştırma yaptırmış ve ne kadar eski yazma eser var ise toplattırıp, “kütüphane restorasyonu” bahanesiyle Rektörlük binasının bodrum katında içi su ve nem dolu bir mahzene kapattırmıştı.

Kemal Gürüz’ün YÖK Başkanı, Kemal Alemdaroğlu’nun İstanbul Üniversitesi Rektörü, Meral Alpay’ın da Üniversite Kütüphanesi’nin başında olduğu dönemde, üniversitenin kuruluşundan 1970’li yıllara kadar uzanan personel arşivleri ve kütüphanelerdeki binlerce eser çöpe gitti.

Kağıt hurdası olarak atılacak eserlerin içinde neler yoktu neler. Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem için yazdığı “Muhibbi” isimli eseri, Yavuz Sultan Selim ve Fatih Sultan Mehmet’in kendi elleriyle kaleme aldıkları divanları, İdris-i Bitlisi’nin “Heşt Behiş” isimli eseri, Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’si, Mevlâna’nın Mesnevi’si, Kâtip Çelebi’nin Cihannümâ’sı, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si, Matrakçı Nasuk’un Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irâkeyn’i, eşsiz güzellikte Kur’an-ı Kerimler, Sultan II. Abdülhamid’in fotoğraf albümleri, haritalar, kısacası yok oğlu yok.

Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethettiğinde İskenderiye kütüphanesinde bulunan eserlerin askerlerce yağma edilmesine izin vermemiş, bu kitapların devlete ait olduğunu ifade edip ne kadar kitap varsa ganimet olarak Topkapı Sarayı kütüphanesine getirtmişti. Yavuz’un kitap konusundaki bu hassasiyeti, ondan sonraki padişahlarca da benimsenmiş ve fethedilen topraklardan ele geçirilen yazma eserlerin tamamı devlet malı olarak İstanbul’da toplanmıştı.

Sultan İkinci Abdülhamid tahta çıktığında devleti Yıldız Sarayı’ndan idare etmeye başladı. Okumaya çok meraklı olan Abdülhamid Han, Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde yer alan bu kitapların bir kısmını (yaklaşık 135 bin cilt) Yıldız Sarayı’na taşıttı ve burada bir kütüphane oluşturdu. 1909 yılında tahttan indirildiğinde Yıldız Sarayı Kütüphanesi’de karanlığa gömüldü. 1923 yılında Cumhuriyet ilan edilip 1933 yılında İstanbul Darülfünunu kurulduğunda, Yıldız Sarayı’nda bulunan bu kitaplar Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle İstanbul Darülfünunu’na devredildi. Bu eserlerin listesi şu şekildeydi; 20037 adet yazma eser, 33695 adet matbu eser, 1555 adet harita, 2290 adet süreli yayın, 728 adet gazete, 3520 adet Avrupa Nadir eser, 640 adet hat, 911 adet fotoğraf albümü (36585 adet fotoğraf), 693 adet baskı albüm (katalog,çizim), 358 adet müzik notası (Yıldız).

Kemal Alemdaroğlu denilen rektörün yaptıkları ne insanlıkla ne de bilimsel etikle izah edilebilecek gibi değildir. 1998 yılında Rektör olarak Üniversite’nin başına geçen Alemdaroğlu, 28 Şubat sürecinin akademik ayağını Kemal Gürüz’le beraber koordine eden ve açık söylüyorum zerre kadar ehemmiyeti olmayan sözde bir bilim adamıdır!

YÖK Genel Kurulu, “kılık kıyafet genelgesi“ne göre başörtülü öğrencilerin üniversitelere sokulmaması konusunda tüm rektörleri Şubat 1998’de uyarınca, Mart ayında üniversite dekanlarını toplayan Alemdaroğlu, Genel Kurul kararının hayata geçirilmesini istedi ve “Türban yasağını uygulamak için gerekirse bilime ara verin” diye emir verip, öğretim elemanlarının da kılık kıyafet genelgesine uygun giyinmelerini istedi.

Bu kararları eleştiren öğretim üyeleri ise birbiri peşi sıra usulsüz soruşturmalarla görevden uzaklaştırılıp Üniversite ile ilişikleri kesildi.

Aynı dönemde, Alemdaroğlu tarafından bir genelge yayınlandı ve: “Çağdaş uygar standartlar çerçevesinde” giyinilmesi gerektiği belirtilen genelgede, “kadın ve erkeklerin sandalet tipi ayakkabılar giyemeyeceği, erkeklerin sakal bırakamayacağı, her gün traş olmaları gerektiği, saçların kulağı kapatmayacak kadar uzun olabileceği, ancak temiz bakımlı ve taranmış olacağı, bıyık uzunluğunun dudak boyunu geçmeyeceği ve alt uzunluğunun dudak hizasında kesileceği” gibi ifadeler yer aldı.

Alemdaroğlu, başörtüsü ile ilgili tartışmaların son yıllarda neden arttığını soran gazetecilere, “Üniversite’nin bahçesine baktığımızda hep başörtülü görüyorduk. Manzaramızı bozuyorlardı” diye açıklama yapmaktan çekinmiyordu.

2000 yılının Haziran ayında İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen mezuniyet törenine, başörtülü öğrencileri ve yakınlarını aldırmadı.

Deprem bahanesiyle, Hukuk Fakültesi’nin merkez binasındaki hocaların odalarının kendilerine haber vermeden boşalttırdı ve hukuk kütüphanesinde rahmetli Prof. Sıddık Sami Onar’ın kitaplarının da bulunduğu binlerce kitabı SEKA’ya imha edilmek üzere gönderdi.

Kemal Gürüz ve Kemal Alemdaroğlu’nun firavunluğu döneminde İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyordum. Nadir Eserler Kütüphanesi’ndeki eserlerin Osmanlıca kaleme alınmış ilk demirbaş defterini gönüllü olarak Türkçeleştiriyordum. Yaptığım iş aslında benim görevim değildi fakat kitaplara olan tutkumdan dolayı bu işi adeta görev edinmiştim. Bir gün bir baktım kütüphane kapatılmış içeriye kimseyi sokmuyorlar. Çalışanlar gözyaşı içerisinde. Koliler rektörlük binasına doğru taşınıyor. O günlerde İslâm düşmanlığı zaten had safhada. Üniversitenin yönetici kadrosu ve idareciler Osmanlıca bilmediği için bu eserlerin kıymetini bilen de yoktu. Üstelik öyle bir dönem ki Arap harfleriyle yazılmış en ufak bir yazı veya afiş bile devlete başkaldırı olarak algılanıyor ve hakkınızda hemen soruşturma açılıyordu.

O yıllarda ben sade bir öğretim üyesiyim. Rektör Alemdaroğlu’na ulaşmak ne mümkün. Genel Sekretere ulaştım. Bu kitapların ne kadar önemli ve kıymetli eserler olduğunu anlattım. Fakat sonuç alamadım. Zaten o sırada hakkımda soruşturma açıldı ve 2001’de Üniversite ile ilişiğim kesildi.

Hukuk kütüphanesindeki eserlerin SEKA’ya gönderildiğini işitince, işi gücü bıraktım bu kitapların peşine düştüm. Rektörlük mahzeninde SEKA’ya gönderilmek üzere kolilerin tutulduğu depo anahtarının Tokatlı bir müstahdemde olduğunu öğrendim. Bu kitapların ne kadar önemli olduğunu, içinde yüzlerce el yazması Kur’an-ı Kerim olduğunu, bu kitapların yok edilmesinin tarihimize karşı büyük bir vefasızlık olacağını ona anlattım ve “ne yaparsan yap bu eserleri kurtar” diye yalvardım. Sağ olsun adamcağız ikna oldu ve “eğer durum böyleyse, SEKA’cılar geldiğinde hukuk ve iktisat öğrencilerinin süresi dolmuş sınav kağıtlarının olduğu bir oda var, onlara o kolileri teslim ederim hocam” dedi. Allah razı olsun dediğini de yaptı ve her biri milyonlarca dolar değerinde olan Osmanlının o nadide eserleri kağıt hamuru olmaktan kurtuldu.

Kemal Alemdaroğlu görevden alınıp yerine Mesut Parlak seçildiğinde (2005) Üniversite’ye tekrardan dönüş yaptım ve Mesut Parlak beye bu durumu anlattım. Kitapları hemen eski yerine taşıttı. Ancak bu konuda en önemli katkıyı Yunus Söylet hocanın yaptığını hiç kimse inkâr edemez. Yunus Söylet hoca, kendi rektörlüğü döneminde Nadir Eserler Kütüphanesi başta olmak üzere İstanbul Üniversitesi’nin tüm eski eserlerinin restore edilmesine yönelik büyük bir proje başlattı. Üniversitenin menkul ve gayrimenkul mal varlığını tespit ettirdi. Çapa ve Cerrahpaşa’nın bulunduğu alanlarda üçüncü şahıslar üzerinde bulunan mülkiyetlerin, Üniversite tüzel kişiliği adına geçmesini sağladı. Süleymaniye bölgesinde restore edilen tarihi binalara Üniversitenin çeşitli birimlerini taşıttı.

Bakımsız ve metruk haldeki Nadir Eserler Kütüphanesi’ni nem ve rutubetten kurtarıp o nadide eserleri tekrardan eski yerlerine koydurdu, dijital ortama aktarttı. Yunus hoca sadece bu nadir el yazmalarını değil, Osmanlı’dan miras kalan binaları da ihya ettiği gibi, Alemdaroğlu döneminde hakları gasp edilen öğretim üyelerine iade-i itibar yolunu da açtı.

Onun gibi bir rektörle çalışmak, benim için hep bir onur ve şeref vesilesi olacak. Konu Yunus bey olunca Bostancı’dan yadigâr o kadar çok şey var ki. İstanbul Üniversitesi tarihi yazıldığında Yunus Söylet beye koca bir bölüm ayrılacağını şimdiden garanti ederim.

Ezcümle; Kemal Alemdaroğlu ve Kemal Gürüz gibi iki firavunun yakıp yıktığını bir Yunus düzeltti.

Allah kendisinden ve doğurup büyütenlerden razı olsun.

Bu arada Sayın CUMHURBAŞKANI’NA AÇIK ÇAĞRIMDIR; LÜTFEN TÜRKİYE’DEKİ TÜM KÜTÜPHANELERDE BULUNAN YAZMA ESERLERİ CUMHURBAŞKANLIĞI KÜLLİYESİ’NDE OLUŞTURULACAK ÖZEL BİR KÜTÜPHANEDE TOPLAYIN. BU ESERLER BİRER İKİŞER KÜTÜPHANELERDEN ÇALINIYOR. SAYFA SAYFA PARÇALANIP SATILIYOR.

Dr. Mehmet Hakan Sağlam

Bunada Bakın

SİZLER; MUSTAFA KEMAL’İN DEĞİL ASKERLERİ, İTİNİN PİSLİĞİ BİLE OLAMAZSINIZ…

(Article 258 – 05.09.2019) Son dönemde Türkiye’de yaşanan bazı olaylar toplumun giderek kutuplaştığını ve bu …

3 Yorumlar

  1. Acar Hakan Bayramoğlu

    Sayın hocam,
    Allah sizden razı olsun.
    Bu ve bunun gibi gerçekleri daha etkin bir şekilde yaymanız lazım.
    Malum, bir ülkenin tarihini ve kültürünü yok ederseniz, o ülkenin milletini ve geleceğini yok etmiş olursunuz, hiçsizleştirisiniz.
    Bu şerefsizlerin yaptığı yanlarına kâr kalmamalı.
    Saygılarımla,

  2. Çapsız SEYİRCİ

    Hocam Osmanlıca yazılan eserleri harf inkilabı ile gelen latin harflerine dönüştürdüm demek istediniz, değil mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hacker Blog Hack Haber