Anasayfa / Makaleler / ERDOĞAN’IN ETRAFINDA BRÜTÜS’TEN ÇOK NE VAR?  

ERDOĞAN’IN ETRAFINDA BRÜTÜS’TEN ÇOK NE VAR?  

Paylaş:

(Article 185- 03/10/2017)

Roma İmparatoru Sezar, kazandığı yetkileri iyiye kullanarak devletin işleyişi açısından çok önemli reformlara imza atmış, İtalya şehirlerinin hukuki durumunu bir düzene bağlamış, eyaletlerin idaresini düzeltmişti. Bu arada borçlara ait kanunları hafifletmiş, eyalet halkına vatandaşlık ve senatör olabilme yetkilerini tanımış, fakir olanların Kartaca’da ve Korent’te koloni kurmalarını sağlamıştı.

Sezar’ın aldığı bu tedbirler, Senatonun yetkilerini ve kuvvetini oldukça sınırlıyordu. MÖ 44’de ömür boyu diktatörlük elde edince, cumhuriyet idaresi yerine monarşist bir rejim kuracağı fikri uyandı. Bunu kabul etmek istemeyen aristokratlar, başlarında Brütüs ve Cassius olmak üzere, suikast hazırladılar. MÖ 15 Mart 44’de bir senato toplantısına giden Sezar’ı öldürdüler. Sevdiği dostu Brütüs’ü suikastçılar arasında gören Sezar’ın son sözleri “Et tu Brute?” (Sen de mi Brütüs?) oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 13 Haziran 2017 gecesi Ankara’da AK Parti İl Teşkilatı iftarında konuştu ve “2019 seçimlerine kadar kapısını çalmadık ev, sıkmadık el, tebessüm etmedik yüz bırakmadan çalışmalıyız” demişti.

Sayın Erdoğan bunları dedi demesine ama teşkilatın bu lafları anlayabileceği ve yerine getirebileceği hususunda şahsen benim ciddi endişelerim var.

Erdoğan’ın 2002 yılında beri telaffuz ettiği “Yeni Türkiye” kavramına gönülden inanan ve yazılarımla destek veren bir akademisyenim.

2002 yılından bu yana Sayın Erdoğan sayılamayacak kadar çok iç ve dış saldırıya maruz kaldı. Şahsım adına konuşuyorum 27 Nisan 2007 E Muhtırası, 2013 Gezi Olayları, 17/25 Aralık 2013 Yargı ve Emniyet Darbesi ve son olarak 15 Temmuz 2016 Darbesi esnasında dahi bugünlerde yaşadığım karamsarlık ve huzursuzluğu hissetmedim.

Gözaltına alınan yaklaşık 120 bin kişi ve tutuklu durumdaki 50 bine yakın FETÖ mensubunun savcılık makamlarında ve mahkemelerde verdiği ifadeleri görünce insanın kanı donuyor. Yalanın, riyakârlığın, ihanetin ve şerefsizliğin bini bin para.

Bazı mahkemelerce FETÖ mensuplarına verilen cezalar o kadar komik ve teşvik edici nitelikte ki inanılmaz. Örneğin Denizli’de FETÖ mensubu olup örgütün şifreli haberleşme programı ByLock’u kullandığı gerekçesiyle 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Hacer Aydın’la ilgili mahkumiyet kararı, Antalya 2. Ceza Dairesi tarafından bozuldu. Hacer Aydın hakkında ByLock kullandığına dair MİT raporundan başka delil olmadığı gerekçesiyle kararı bozan Antalya 2. Ceza Dairesi Başkanı Şenol Demir’in kardeşi Gökhan Demir’in de ByLock’tan tutuklandığı ortaya çıktı. Mahkeme başkanının durumu, kendisine ciğer teslim edilen kediye benziyor.

Burada cezanın onanıp onanmamasından çok, verilen cezanın boyutu daha dikkat çekici. 15 Temmuz gecesi Türkiye’yi param parça edecek bir darbe girişiminin baş aktörleri, 6 yıl 3 ay gibi komik bir cezaya çaptırılacak ve kanuni infaz indirimleri yapıldıktan sonra en fazla 3 sene sonra tekrardan aramızda dolaşmaya başlayacak.

Mahkemelerdeki durum çok tehlikeli bir hâl alıyor. Yaptıklarından zerre kadar pişmanlık duymayan FETÖ mensuplarından tutuklu olanlar kendilerini Hz. Yusuf’a benzetirken, kaçak ve firar konumunda olanlarsa kendi durumlarını Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye Hicret edişine benzetiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu terör örgütüyle mücadele noktasında şüphesiz insanüstü bir çaba sarf ediyor. FETÖ ile mücadele konusunda gösterilen gayret sadece ve sadece Erdoğan’ın yaptıklarıyla sınırlı. Erdoğan’ın en yakınında yer alanlar bile bu mücadeleye yeter derecede ehemmiyet göstermiyor ve olası bir iklim değişikliğine karşı pozisyonlarını koruma içgüdüsüyle hareket ediyor.

Cumhurbaşkanının bir şekilde pasifize edilmesi, suikasta uğraması veya öldürülmesi durumunda, Erdoğan’ın en yakınında bulunan kişilerin, aynı gün içerisinde Fethullah Gülen’e biat edeceklerinden emin olabilirsiniz. Hatta bu kişilerin Erdoğan’ın ölüm haberini alır almaz medya karşısına çıkıp; “Erdoğan çok korkunç ve acımasız bir diktatördü, korkumuzdan ağzımızı açamıyorduk, konuşanın kellesi gidiyordu” mealinden açıklamalarda bulunacağından da adım gibi eminim.

15 Temmuz gecesi İstanbul ve Ankara’da kan gövdeyi götürüp, Marmaris’te Erdoğan’ın kaldığı otele darbeciler tarafından operasyon düzenlenirken ortalıkta görünmeyip telefonlarını dahi açmayan milletvekilleri, bakan, müsteşar ve bürokratlar, belediye başkanları, il ve ilçe teşkilat yöneticileri Erdoğan’ı satacak ve sırtından bıçaklayacak Brütüsler listesinin ilk sıralarında yer alıyor.

Sadece onlar mı? Tabi ki hayır.

2019’da Başkanlık seçimleri yapılacak. Ancak bazı kişiler ve kesimler, insanları AK Parti iktidarından uzaklaştırmaya yönelik hemen her imkânı profesyonelce değerlendirilmekte. Maliye Bakanı Naci Ağbal tarafından MTV konusunda yapılan tutarsız açıklamalar, YÖK ve ÖSYM’nin yaptıkları hemen her işi yüzlerine gözlerine bulaştırmak suretiyle gençleri Hükümet’e karşı tepkilendirmeleri, AK Parti il ve ilçe teşkilatları ile AK Partili kimi belediye başkanlarının “ne oldum delisi” olmaları, Anayasa değişikliğine %51,2 ile EVET oyu kullanan kesimlerin oyunu istikrarlı bir şekilde %35’ler düzeyine geriletmekte.  

Erdoğan kendisini 15 Temmuz gecesi yapayalnız bırakan böyle bir güruhla çalışma mecburiyetinde kalan zavallı bir Cumhurbaşkanı. Ülkede kimin ne mal olduğu belli değil. FETÖ devletin en kılcal noktalarına o kadar profesyonelce sızmış ki, herhangi bir kişi hakkında asla “bu adam FETÖ mensubu olamaz” dememek gerekiyor.

Erdoğan çaresiz. Erdoğan ziyadesiyle yalnız ve korumasız.

Ortadoğu coğrafyasında bu kadar sorun bir arada yaşanırken, Suriye, Irak, Yemen, Mısır, Afganistan ve diğer tüm İslam beldelerinde Haç’a karşı Hilâl’in var olma mücadelesi verilirken, Erdoğan’ın olmadığı bir Türkiye ve dünya düşünülemez.

Daha iki ay kadar önce Katar’a karşı başlatılan yeni Haçlı Savaşı’nın aktörleri bu defa Hıristiyan şövalyeler değil. Bu savaşın tarafları tüm benlikleriyle Hıristiyanlara satılmış Müslüman görünümlü liderler. Erdoğan’ın ve Türkiye’nin Katar’a ve Katarlılara sahip çıkması, oyunu bir anda tersine çevirdi ve bu operasyonu başlatan Arap ülkelerinin tamamı ters köşeye yattı.

Türkiye’nin bu coğrafya için ne kadar önemli ve vazgeçilmez olduğu Katar krizinde bir defa daha kendisini gösterdi. Erdoğan olmasaydı Katar diye bir devlet bugün asla olmayacaktı.

Bu coğrafyada tarih yeni baştan yazılıyor. Trans-Asya Demiryolu Hattı ile karada ve denizde yeni ve modern bir İpekyolu kuruluyor. Çin’den başlayıp Londra’da bitecek yeni demiryolu hattının en kritik ülkesi hiç şüphesiz Türkiye.

Türkiye, Rusya ve Çin’in yanında yer alan ülkeler zenginleşirken gerisi fakirleşecek.

Çin, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Rusya, İran, Azerbaycan, Gürcistan, Türkiye ve bu güzergâh üzerinde yer alan diğer tüm ülke ve beldelerin malları, tıpkı bundan 500 yıl önce olduğu gibi Trans-Asya demiryolu vasıtasıyla Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden oluk oluk Avrupa’ya akacak. Taşıma maliyetleri ve taşıma süreleri en alt seviyeye inecek. Yük ve konteyner gemileri ile Avrupa limanlarına iki üç ayda ulaşan Uzakdoğu malları, sadece iki hafta içerisinde Avrupa’nın göbeğine taşınacak.

İnşaatı büyük oranda tamamlanan bu demiryolu koridorunun bütünüyle çalışır hale gelmesi durumunda Çin ile Türkiye arasındaki mal sevkiyat süresi 30 günden 10 güne düşecek. Pekin’den Türkiye’ye deniz yolu ile 2 ayda teslim edilen ürünler, 7-8 gün içerisinde İstanbul’da olacak. Karayolu mesafesinde de 3 bin kilometrelik azalma sağlanacak.

Marmaray, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Bakü-Tiflis-Kars ve Edirne demiryolu projeleri Modern İpek Yolu’nun orta koridorunu oluşturuyor. Batılıların temel endişe ve korkusu işte bu projeden kaynaklanıyor. 1488 yılında Bartlemeo Dias’ın keşfettiği ve Doğu ülkelerinin fakirleşmesine yol açan Ümit Burnu önemini kaybediyor.

Yeni İpekyolu’nun devreye girmesiyle birlikte Avrupa genelinde gemi ve konteyner taşımacılığı yapan şirketler, sigorta şirketleri, gümrük ve liman işletmeleri batacak, fabrikalar kapanacak, Kıta Avrupa’sında işsizler ordusu oluşacak.

Yeni İpekyolu’nun deniz ayağında ise Basra Körfezi ve Kızıldeniz son derece önem taşıyor. Türkiye son üç beş yıl içerisinde her iki denizin lojistik güvenliğini temin açısından önemli adımlar attı ve Basra Körfezi’nde Katar’da, Kızıldeniz’de ise Somali’de askeri üsler kurdu. Bu askeri üsler, gerek Afrika ve Ortadoğu’nun deniz güvenliği, gerekse Katar hadisesinde görüldüğü üzere bu bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini temin açısından son derece önem arz ediyor.

Ne mutlu ki tarih 100 yıl önceye döndü.

Osmanlı’nın Ortadoğu ve Afrika coğrafyasından çekilmek zorunda kaldığı 1918 yılından sonra ilk kez bir Müslüman ülke, bu coğrafyada tekrardan güvenliği temin eder duruma geldi.

İşte tüm bu gelişmeleri alt alta yazdığımda Batılılar açısından şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor; Ortadoğu ve Afrika coğrafyasını önümüzdeki bir 100 yıl boyunca yeniden sömürebilmek, var olan devletlerden yeni devletçikler yaratabilmek, Müslümanları köleleştirmek için ERDOĞAN’ın öldürülmesi gerekiyor.

İşte bu açıdan son derece gergin ve endişeliyim.

Erdoğan ve Türkiye son kaledir.

Erdoğan düşerse Türkiye düşer.

Türkiye düşerse Kâbe düşer, Mekke ve Medine, Kudüs, Halep ve Şam, Beyrut, San’a ve Kahire düşer.

Türkiye biterse İslamiyet biter.

İşte bu nedenle ERDOĞAN’ı öldürecekler.

İşte bu nedenle içim ürperiyor ve tedirginlik yaşıyorum.

İşte bu nedenle suyun uyuduğunu ancak düşmanın uyumadığını görüyorum.

İşte bu nedenle bir yandan PKK, HDP, YPG, JPG, DHKP-C, diğer yandan FETÖ ve onun siyasi ayağı konumuna dönüşen CHP saldırdıkça saldırıyor.

İşte bu yüzden ABD, Almanya, Belçika, Hollanda, Avusturya, Fransa, İngiltere, İsveç gibi terör destekçisi ülkeler açık şekilde Türkiye’ye cephe alıyor.

Batılılar FETÖ liderine oldukça kızgın. Marmaris baskınında Erdoğan ve ailesi ele geçirilseydi, karanlık, pis ve izbe bir karakolda tıpkı Romanya’nın devrik lideri Çavuşesku ve eşine yaptıkları gibi kurşuna dizilerek öldürülecekti.

Sultan II. Abdülhamit’in Ermeni Komitacıları tarafından 1905’de öldürülememesi, Tevfik Fikret denilen şerefsiz şairi çok üzmüş ve bu üzüntüsünü Bir Lâhza-yı Ta’ahhur  (Bir anlık duraklama)” adlı şiirinde şu şekilde mısralara dökmüştü;

“Ey şanlı avcı, tuzağını boşuna kurmadın! 

Attın… fakat yazık ki, yazıklar ki vuramadın” 

Tevfik Fikret’in yazdığı bu şiirin yabancı versiyonlarını “avcı” konumundaki Fetullah Gülen denilen kanı bozuk için kaleme alanlar çoktur ve şiir muhtemelen şöyledir;

Ey şanlı hoca, tuzağını güzel kurdun!

Darbeyi yaptın, baskını düzenledin, fakat yazık ki yazıklar ki beceremedin

711 yılında İspanya’ya ayak basan Tarık bin Ziyad, gemileri yaktıktan sonra askerlerine şu şekilde hitap etmişti; “Arkanızda düşman gibi deniz, önünüzde deniz gibi düşman. Nereye kaçacaksınız? Vallahi sizin için ancak sadakat ve sabır kalmıştır. Düşmanın silahı, teçhizatı ve erzakı boldur. Sizin silah olarak ancak kılıçlarınız, erzak olarak da düşmanın elinden sahip olabileceğiniz vardır.”

Evet…

Önümüzde ve arkamızda sayılamayacak kadar çok düşmanımız var ve inanın hiç biri uyumuyor.

İşte korku ve endişem bundan.

ERDOĞAN’I ORTADAN KALDIRMAYI PLANLAYAN O KADAR ÇOK BRÜTÜS VAR Kİ SAYMAKLA BİTMEZ.

2019 seçimleri Erdoğan’ın en zorlu seçimi olacak.

Erdoğan’ın olmadığı bir durumda ise AK Parti’nin kaybedeceği en kolay seçim olacak.

Taktik zekâdan yoksun, kendi içine gittikçe kapanan ve Erdoğan’ın eteğine yapışmayı adet edinmiş dar görüşlü Milli Görüşçülerle 2019 alınır mı?

Bence İMKÂNSIZ…

 

Dr. Mehmet Hakan SAĞLAM

Paylaş:

Bunada Bakın

KUDÜS BAŞKENT OLURSA AYASOFYA CAMİİ, ERDOĞAN’DA HALİFE OLUR…

(Article 193 – 06.12.2017) ABD Başkanı Donald Trump’ın ülkesinin büyükelçiliğini 6 Aralık’ta Tel Aviv’den Kudüs’e …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir